Kevser İşler

Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O’nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıklarındaki tek bir taneyi bile bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. Ankara 10.06.26 bu ayet üzerine düşündüm lakin henüz taşınmadım. gaybın sahibi elbet yolumuzu çizmiştir. bize bir gayret gerekli, her şeyden önce de iman. dilerim ki dünya hayatına aldananlardan olmazsın sana memnuniyet yolları yaraşır. bilmez misiniz? akıl etmez misiniz? iman edenler elbette imtihanlardan geçecektir ve elbette hamdolsun imtihanımıza. dünya nimeti uğruna ne aklını kaybedenlerden ne de ezilenlerden olmayacağız. Allah şımaranları sevmez. bilmez misin? ne elimizden gidene ne de başımıza gelene… onun ilmi sonsuzdur. nefesimiz olduğu müddet rabb için görünür olacak onun adını duyuracak, iyi yerlere geleceğiz. müminin yaşamı romantiklerin eline geçmeden bize haklı bir mücadele ve dört bir yandan zafer gerek. Allah bize güç versin kudret versin ilim versin. sonra da onun yolunda canımızı kurban eylesin.
Reklam
kuşların cıvıltısı tezahürüdür hayatımın.
kitaplarımı aldım. aradım aramakta olduğumu henüz vakti gelmemişken. yağmurlar biriktirdim kendime, sağ yanıma çocukluğumu sol yanıma gençliğimi aldım. orta da kalan ben çocukluğunu kaybettiğini gördü. elli altınlık yüz olmuş muydu? dedesi ona artık resim çizmeyecek miydi? hüzün duvarını azimle aştı… uykusuz gözlerim dile geldi; senin bir sözün vardı, sen kimseyi yarı yolda bırakmazsın kalk ve diril. biriktirdiğim yağmurlar içime aktı sessizce. zannedilen bir şirinlik ve daimi mutluluk hâli değildir benim hâlim. acı bilirim, acıyı uzaktan tanırım bundandır yârına gülüşlerim bundandır gözlerimin dalışı. bu bayram bize uğramadı hiç. seni her şeyden çok anladım, beni karnında taşıdın sonra beni bıraktın kendi hâlime görmedin ama ben seni en çok şimdi anladım. şımarıkların ve bencillerin dünyasında kendimi bilerek yaşadım ama önce rabbı bildim ve o bana kendimi bildirdi. dost elinden su içemedim şu yaşıma kadar diye ağlanırken bir bakmışım evden ayrılmamın sebebi dosta gitmemmiş. benim can vermeye dermanın mı var deyip güleriz. sen beni görüyorsun ben seni görüyorum. huzuru mahşerde bulacağız sandım lakin erken davrandık. benim ipek yüklü kervanım mı var? ben her fırsatta gittim. geri dönmeyeceğim lakin ardıma baktığımda sizi orada bulacağım için çok mutluyum, benim can içim. toprağım. vakur duruşlum. hayatın sırrını çeşmelerde aratmayanım. çeşmelerden kana kana su içirenim. hep gurur duyacağım köküm sensin dalları benim. hoş kal.
Ağlayanda çöle yağmur yağdıran, Güldüğünde göğe yıldız ağdıran, Beliklere elif-endâm döğdüren, Ok kirpikli, temiz soylu evdeşim. Dilaver Cebeci
Nosce Te İpsum
kendini tabi, kendini bil. ne kadar da beylik bir cümledir öyle değil mi? insanın kendini tanıması, tanışması hiçte afili bir durum değil. artık kendi gözünde oluşturduğun benlik kavramın kendi putun yok. o putları tek tek devirdin. bu olay akabinde pek tabi kendinde ki özü sevmiş olabilir ve ne âla iyi anlaşmış olabilirsin. artık kimse karşısında ki imajının önemi kalmamıştır. fütursuz bir kendini ortaya koyma hali değil sükunet halidir. seni güzel ve özel yapan kimseden güzel veya özel olmayışındır. herkes biricik herkes güzeldir o yüzden bencillik ve kendini beğenmişlik hali bayağı bir durumdur. herkes tokken ben tokum diye göstermek abestir. açların yanında da tokluğundan bahsetmek yerine kardeşinle lokmanı bölüşmelisin. senin farkın merhametinden kaynaklanan saflığın olsun. varsın sesimiz çok çıkmasın. varsın kıymeti bilinmesin. rabbın emrinde bir tek onun onayı yeterli. sonra ne mi oldu? kendi kul hakkına da girmemek gerektiğini öğrendin. mecbur kaldın. ve yavru kuş uçmayı öğrendi. kanatlarını çırptı; uçacağım ve ardıma bakmayacağım. Ben merd-i meydan yani toprağın ve kanın gürzü güllerin bin yıllık mezarı bendedir yukardan bakarım efendilerin pusatlarına insanların bütün sabahlarını merak ederim gök hırpalanmaktadır merakımdan ıtır kokan benim yumruklarımdır benim kavgamdır o, aşk diye tanınan. yavru kuş korku nedir bilmedi. bir bilinmez sise doğru uçtu. ardına da bakmadı, ne yaptığını bilmeyen meczupsun sen dediler, ziyanı mı var uçuyorum dedi. vardı. vardığı yerde ait hissetti, sevdi ve sevildi. orada kendi dünyasında yaşadı kuş. bir başka göç için kapadı kanatlarını… uçacağımız yer bizi bize götürecek. azim ve kararlılık doluydu, gerisini de düşünmedi bildi ki kanatları yetişmeden izin verilmedi uçmasına ve en doğrusu buydu. duasının ağırlığı için yıllarca
hayat sırrının suyunu çeşmelerde bulamazsın.
“Yürümek yeterlidir, sadece yürümek. Davet edilenler yolu bulacaktır.” hayatın öngörülmezliği üzerinde pek çok düşüncem var idi. son zamanlarda hayatım bunu bana daha da gösterdi. vâr olacağını sandıklarımızın yok olması için de çabalayabiliriz nitekim hayat insanı yoğurur ve bazı ham elmaları bu turtaya eklemeni istemez işte orada güzel elmaları seçmek senin görevindir. vakti gelince varmak için çok koştuğumuz yerlerden zarafet ve sükunet ile ayrılmayı, ekip de biçemediğin her toprağı bir güzel çapalayıp gübreleyerek bakım yapmakta görevindir. nasıl ki hayat imtihandır lakin rabbinin nimeti pek çoktur. hamdolsun… her karlılaşma bir rızık ve nimettir. o gün yanlış otobüse binmeseydim ve Allah yolumu evirip çevirmese idi ben şimdi nasıl ola ki memnuniyet duvarlarına özenle yaslanırdım? iyi insan rızıktır ve her şey Allah’tan gelmiştir. hayat sırrının suyunu çeşmelerde bulamazsın küçük kuş. gerekirse susuz kalacak, su diye iki tepe arasında koşacak, kalbin acı ile horlanacak… ve su öyle akacak ki zem… diyeceksin. şükrünü layıkıyla etmek nasip olsun. insanın iki günü pek farklı olabilir. bir gün yoksunlukla uğraşırsın diğer gün rabbim bu benim beklediğimden de fazla dersin ki dedin yavru kuş. elbet gidecektin, yaralanacak hatta zorlanacaktın bunlar olmasa sen nereden bilirdin hayatın inceliğini? daha kendin evde saklanırken diğer kuşlara nasıl kol kanat olurdun? sen kanatlarını yetiştirmek için o gün karar verdin ve yuvadan uçtun. öyledir ki kurduğun yuva doğduğun yuvadan pek farklı pek güzel.
Reklam