kendini tabi, kendini bil. ne kadar da beylik bir cümledir öyle değil mi? insanın kendini tanıması, tanışması hiçte afili bir durum değil. artık kendi gözünde oluşturduğun benlik kavramın kendi putun yok. o putları tek tek devirdin. bu olay akabinde pek tabi kendinde ki özü sevmiş olabilir ve ne âla iyi anlaşmış olabilirsin. artık kimse karşısında ki imajının önemi kalmamıştır. fütursuz bir kendini ortaya koyma hali değil sükunet halidir. seni güzel ve özel yapan kimseden güzel veya özel olmayışındır. herkes biricik herkes güzeldir o yüzden bencillik ve kendini beğenmişlik hali bayağı bir durumdur. herkes tokken ben tokum diye göstermek abestir. açların yanında da tokluğundan bahsetmek yerine kardeşinle lokmanı bölüşmelisin. senin farkın merhametinden kaynaklanan saflığın olsun. varsın sesimiz çok çıkmasın. varsın kıymeti bilinmesin. rabbın emrinde bir tek onun onayı yeterli. sonra ne mi oldu? kendi kul hakkına da girmemek gerektiğini öğrendin. mecbur kaldın. ve yavru kuş uçmayı öğrendi. kanatlarını çırptı; uçacağım ve ardıma bakmayacağım.
Ben merd-i meydan
yani toprağın ve kanın gürzü
güllerin bin yıllık mezarı bendedir
yukardan bakarım efendilerin pusatlarına
insanların bütün sabahlarını merak ederim
gök hırpalanmaktadır merakımdan
ıtır kokan benim yumruklarımdır
benim kavgamdır o, aşk diye tanınan.
yavru kuş korku nedir bilmedi. bir bilinmez sise doğru uçtu. ardına da bakmadı, ne yaptığını bilmeyen meczupsun sen dediler, ziyanı mı var uçuyorum dedi.
vardı.
vardığı yerde ait hissetti, sevdi ve sevildi. orada kendi dünyasında yaşadı kuş.
bir başka göç için kapadı kanatlarını… uçacağımız yer bizi bize götürecek. azim ve kararlılık doluydu, gerisini de düşünmedi bildi ki kanatları yetişmeden izin verilmedi uçmasına ve en doğrusu buydu. duasının ağırlığı için yıllarca