faruk

faruk
@protestentel
tükenmeyiz kırmağ ile
Ölüm esasında varlığın bir başka boyutuna, metafizik sahasına geçiştir. Bir hal değişimidir. Dolayısıyla ölümün varlığı hayatınkinden farksızdır. Hatta varlık noktasında ölüm hayattan daha gerçektir. Güneş doğunca lambayı kapatırız. Çünkü aydınlığın gerçek hali tecelli etmiş olur. Ölüm hayattan daha önce gelir, çünkü insan hayatı ölümle başlar. O yüzden bir ölüm haberi alır almaz "Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz." deriz.
Sayfa 218·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Dünyalığa mesafeli durarak toplumsal kalkınmanın imkânı
İslam denge dinidir. Dünya ve ahiret muvazenesini ayarlamada İslam'dan daha muhteşem bir inanç ya da felsefi sistem gösterilemez. Peygamberimizin [sa.v.) dünyada kalıcı çaba- ya karşı mesafeli durması, insanın kişisel hayatında dünya ve dünyalığı merkeze alarak dünya eksenli yaşamasına engel olmak içindir. Kendisi de son derece mesafeli yaşamış, etrafındaki sahabeleri de hep dünyaya karşı mesafeli olma konusunda uyarmıştır. Yine de bu karar Hz. Peygamber'in [s.a.v.] başında bulunduğu toplumu medenileştirmesine hatta çağın en zirve noktasına taşımasına engel olmamış, o bunu bizzat dünya ile olan ilişkileri sayesinde elde etmiştir. Bu noktada bir bakıma, biz dünyadan kaçtıkça dünyanın bize koşacağını buyurmaktadır. Dolayısıyla kişisel hayatınızda dünyadan, dünyalıktan uzak durdukça dünyanın zimamını elinizde tutacaksınız. Güç sizde temerküz edecek. Allah dünyanın kontrolünü size bahşedecek. Yani kişisel hayatınızdan lüks ve israfı, her türlü dünyevi lezzeti çıkardığınızda, toplum ve millet olarak en büyük medeniyetleri kuracak, muazzam ordulara sahip olacaksınız.
Sayfa 217·Kitabı okudu
Şirk inancının iç dünyalarında çok derin bir çarpıklığı meydana getirdiği ise ayrı bir gerçektir. Çünkü kendi elleriyle yapıp kendi dilleriyle kutsiyet atfettikleri bir tanrı tasavvurları vardı Aslında o gün aklı başında her kişi kendisiyle yüzleştiğinde, mezkûr tapınmanın akıl ve mantıktan uzak bir uygulama ol duğunu anlardı. Peygamberimiz (sa.v.] sadece vicdanlarının en derinliklerinden gelen sesi yüzlerine haykırdı. Meşhur "Kral Çıplak" hikâyesi Efendimizin sav.) başlattığı tevhit hareketini çok iyi anlatır. İnançtaki bu çarpıklık ahlak ve davranışlarda da belirleyici olmuştu. Zira insanın bütün davranışlarının arka planında onları yönlendiren inanç vardır. Çarpık ve çelişkili şirk inancı, tutarsız bir ahlak meydana getiriyordu. Halbuki ahlak parçalanamaz ve ancak bir bütün olduğunda insanı ahsen-i takvim olan takvaya ulaştırır.
Sayfa 164·Kitabı okudu
Hegel, "Bir insanın sana neler verebileceği değil, senin için nelerden vazgeçeceği önemlidir." der. Mekke'deki sahabeler hak dava için her şeylerini verebildiklerini gösterdiler. Akıl ve yüreklerine vurulmuş şirk zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri olmadığını gösterdiler. İnsanın sevdiği şeyler zaaflarıdır. Oysa sahabeler inandıkları davadan daha aziz bildikleri ve ondan daha çok sevdikleri bir şey olmadığını gösterdiler. İman iddialarını bütün varlıklarını tüketerek ispat etmişlerdi. Hz. Ebû Bekir'in tam kırk bin dinarlık nakit serveti bu hak dava uğruna harcanmıştı. Bir dinarın dört gram altına tekabül ettiğini ve altının gramının bugün ortalama yüz lira olduğunu düşünürsek, kutlu sahabinin harcadığı serveti on altı milyon lira eder.
Sayfa 164·Kitabı okudu
Bu doğrultuda Peygamberimiz [s.a.v.] problemi en kökünden ele almış ve inancın merkezi olan beyne neșter vurmuştur. Önce İslam'ın atom çekirdeğini oluşturmuştur: Lâ ilahe illalah. Böylelikle çarpık, âdeta bir çelişkiler yumağı halini almış olan Allah tasavvurunu kelime-i tevhit etrafında yeniden şekillendiriyor. İlk inen ayet-i kerimelerde Allah'ı sahih şekilde tanımlayan, O'nu yeniden tavsif eden bir muhteva görürüz. Daha sonra Vahiy Elçisi ahlakı tevhit ekseninde tanzim etmiş ve nihayetinde de adaleti ahlak ekseninde tesis etmiştir. Tevhide dayalı ahlak anlayışı ve ahlaka dayalı bir adalet düzeni... Her şeyi en temelden ele almak böylesi köklü bir değişikliği gerektiriyordu.
Sayfa 166·Kitabı okudu