protestomnia

Modernliğe Doğru; Reform, Rönesans yahut "Kaçın Türkler Geliyor!"
Bu dönemin en önemli figürlerinden biri olan Emanuel Swedenborg (ö. 1772), Stubbe'nin açtığı yoldan ilerleyecek ve Hıristiyanlık tarihinde bir ilke imza atacaktır. Bu, İslam'ın gelişinin ve yayılmasının "ilâhî ekonomi"nin bir parçası olarak görülmesidir. Hıristiyan düşüncesinin ve mistisizminin son büyük temsilcilerinden olan Swedenborg, İslâm'ın amacını, Cahiliye dönemi Arapları arasında yaygın olan putperestliği önlemek olarak görür. Bu dönemde zayıf düşen kilisenin bu bölgedeki insanlara hidayet mesajını ulaştırması mümkün değildi. "Doğululalar'ın tabiatına uygun" bir din olan İslâm, özünde Hristiyanlıkla uyum içerisindeydi. Bu tarihi teolojisini "Doğu antropolijisiyle birleştiren Swedenborg, İslâm'ın Hz. İsa'nın tanrının oğlu olduğunu niçin reddettiğini şöyle açıklayacaktır: "Doğulular tanrının evrenin yaratıcısı olduğuna inanırlar, ama O'nun dünyaya gelişini ve insan suretine bürünüşünü (enkarnasyon) anlayamazlar. Fakat bunu hıristiyanlar da anlamıyorlar." Bu yaklaşımın belki de en seçkin temsilcisi Alman dilinin en büyük şairi kabul edilen Goethe'dir (ö. 1832). Goethe, İslâm kültürüne olan hayranlığını gizlememiş ve ünlü Doğu Batı Divan'ni, Fars-İslam edebiyatının büyük simalarından Sa'di-i Şîrâzî'ye ithaf etmişti. Edebî ilginin ötesinde Goethe, İslam dinine ve onun peygamberine karşı da büyük bir muhabbet beslemekteydi. Ünlü İngiliz tarih felsefecisi Thomas Carlyle'in rivayet ettiğine göre, İslâm hakkında bir dizi değerlendirmede bulunduktan sonra Goethe, "Eğer İslam buysa, hepimiz İslâm'da yaşamıyor muyuz?" der. Goethe'nin bu çağrısı Waldo Emerson ve Thoreau gibi ilk dönem Amerikan edebiyatının büyük isimleri tarafından cevaplandırılacak ve edebiyat çevrelerinde bir İslam-Fars kültürü hayranlığına kapı aralayacaktır.
Sayfa 117 - İSAM YAYINLARI·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Endülüs; Bir Büyük Parantez ve İslam'ın Batı'ya Etkisi
XIII ve XIV. yüzyıllarda İber yarımadasında sistematik bir dışlama politikasına dönüşmüş ve yahudilerle müslümanları aynı kaderi paylaşmaya itmişti. Böylece yahudi, müslüman ve hıristiyanların beş yüzyıldan fazla süren ortak bir medeniyet inşa etme çabası, "reconquista" ile sona erdi. Avrupa'nın çok dinli ve çok kültürlü bir medeniyet havzası olma şansını bu tarihte yitirdiğini söylersek abartmış olmayız.
Sayfa 96 - İSAM YAYINLARI·Kitabı okudu
Alıntı
Endülüs; Bir Büyük Parantez ve İslam'ın Batı'ya Etkisi
C. H. Haskins, bu dönemi "XII. yüzyıl Rönesansı" olarak tanımlar.
Sayfa 94 - İSAM YAYINLARI·Kitabı okudu
Alıntı
Endülüs; Bir Büyük Parantez ve İslam'ın Batı'ya Etkisi
Müslüman Endülüs, Ortaçağ'ın "karanlığı"nda bir gece lambası gibi Güney Avrupa'yı aydınlatmıştır.
Sayfa 90 - İSAM YAYINLARI·Kitabı okudu
Alıntı
Ortaçağlar; Haçlılar, Skolastik Düşünce ve Bir Dönemin Sonu
Bütün bu eserlerin ortak amacı, İslâm'ı reddetmek için önce onun kurucusunu zemmetmek ve peygamber olamayacağını göstermektir. Burada teolojik mânada önemli bir noktanın altını çizmek gerekir. Hıristiyanlar Hz. Muhammed'e saldırırken, bunu kendi teolojik geleneklerine uygun bir çerçevede yapıyorlardı. Zira Hıristiyanlık "İsevi" (Christic) bir dindir. Yani merkezinde Hz. İsa vardır. Dahası Hz. İsâ hıristiyanlar için bir peygamber değil, tanrının oğlu, kelimesi ve tecessüm etmiş halidir. Bu yüzden hıristiyan teolojisinde din ile dinin kurucusu aynı ontolojik öneme sahiptir. Bu bakış açısını İslâm'a yönelten hıristiyanlar, İslâm'ı bir "Muhammedilik" olarak görecek ve Hıristiyanlık'ta Hz. İsa'ya verilen rolün İslâm'da Hz. Muhammed'e verileceği varsayımından hareket edeceklerdir. Oysa bunun ne dinen ne de tarihen doğru olmadığını biliyoruz. Çünkü Hz. Muhammed, bütün kutsiyetine ve önemine rağmen, İslam tarihinde hiçbir zaman ilâhlaştırılmamıştır. Bu nokta bugün bile pek çok Avrupalı ve Amerikalı için karanlıkta kalmaya devam ediyor. Bütün bu saldırı ve polemiklere rağmen Ortaçağ hiç beklenmedik gelişmelere de sahne oldu. İspanya'nın güneyinde ve Sicilya adasında yeşeren Endülüs İslâm kültürü, Doğu-Batı kategorilerinin mutlaklığını sorgulayan ve iki dünyanın barış içinde yaşayabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçecektir.
Sayfa 84 - İSAM YAYINLARI·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam