Müslüman toplumların modernleşme tarihi, aynı zamanda Avrupa kolonyalizminin tarihidir. XIX ve XX. yüzyıllarda uzun süre işgal altında yaşayan müslüman toplumlar, son iki yüzyıldır Batı medeniyetine bir "öteki olarak bakıyor. Buradaki "öteki" bizim dışımızdaki bir toplum ya da kültürü değil, "ben-idrakimizi" belirleyen karşıt unsurlardan birini ifade ediyor. Klasik İslâm medeniyetiyle modern Batı toplumları arasında yapılan mukayeseler, bu "psikolojik bağımlılık" halinin bir yansımasıdır. Bu tavır daha popüler düzeyde komplo teorileri şeklinde ortaya çıkıyor ve böylece müslüman toplumlardaki hemen bütün sorunlar dış güçlerin bir oyunu olarak görülüyor. Bu "dış güçler"in Çin ya da Afrika değil, Avrupa ve Amerika olması bir tesadüf değildir.
Diğer din ve kültürlere yönelik bu bakış açısının şekillenmesinde "İlim Çin'de bile olsa talep ediniz" hadisi gibi dini telkinlerin önemli bir rol oynadığını söyleyebiliriz. Burada "ilim" ile genel mânada bilginin (düşünce, bilim, edebiyat, sanat), "Çin" ile de uzak diyarların kastedildiği anlaşılıyor. Hakikatin evrenselliği fikri pek çok Kur'an âyetinde de ifade edilir. "Her ümmetin bir resulü vardır" (Yunus 10/47) ve "Hiçbir ümmet yoktur ki içlerinde bir elçi olmasın" (Fâtır 35/24) diyen Kur'an'ın müslümanların İslâm öncesi ve sonrası başka kültürler hakkındaki algılamalarını derinden etkilediğini söyleyebiliriz.
İslâm kültür ve edebiyat tarihinde, bunun kayda değer tezahürleri olduğunu belirtelim. Meselâ X. yüzyılın ünlü düşünürlerinden Ebû Süleyman es-Sicistâni, farklı toplumların faziletlerini anlatırken, üç kadim topluluğa farklı yetenekler atfeder. Sicistâni'ye göre "Hikmet Yunanlılar'ın zihnine, Araplar'ın diline, Fârisiler'in kalbine ve Çinliler'in eline indirilmiştir." Buna göre Yunanlilar felsefe ve spekülatif düşüncede, Araplar dil ve hitabette, Fârisiler şiir ve sanatta, Çinliler de teknoloji ve el sanatlarında temayüz etmişler ve insanlığın ortak kültürüne katkıda bulunmuşlardır.
Modern dönemde Batı medeniyeti kendi içinde farklı kırılmalar yaşadı. Bu iç kırılmalar, Batılı olmayan dünya ile ve özellikle İslâm dünyasıyla yakın ilişki içerisinde gerçekleşti. Batı'nın modern tarihi, aynı zamanda Batı dışı toplumlarla olan ilişkisinin tarihidir. Avrupa kolonyalizmi, Batı'nın yeni ve modern evren anlayışının siyasi, ekonomik ve coğrafi alanlara yansımasının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu dönemde Batı sadece İslam dünyasını değil, Kuzey ve Güney Amerika'yı, Çin'i, Hint dünyasını, Afrika'yı ve Uzakdoğu Asya'yı sömürgeleştirdi. Modern Batı'nın "öteki" algısı ve fizikalist evren anlayışı, "beyaz adamın yükü"nü, "medenileştirme misyonu" olarak tanımlamasına imkan tanıyordu. Batı'nın İslam dünyasıyla olan sömürgecilik ilişkisi de bu şekilde gelişti. Bugün bu sömürgecilik ilişkisinin etkilerini popüler kültürden ekonomik küreselleşmeye kadar pek çok alanda görmeye devam ediyoruz. Aşağıda da değineceğimiz gibi, İslâm-Batı ilişkilerinin gerginlik alanlarından biri, bu sömürgecilik mirasının hâlâ devam ediyor olmasıdır.
İslam ve Batı medeniyetleri, "iyilikte yarışan topluluklar" (Maide 5/48) oldukları zaman, bölgesel ve küresel barışa katkıda bulunacak ve belki de Kipling'i haksız çıkaracaklardır.