Bunun yanında, anne ile çocuk arasında sezgisel ve empatik iletişim ile sağlanan başarılı bir ayrılma bireyleşme evresi çocukta, ödipal evrenin cinsel ve romantik unsurlar eklediği “kendini iyi hissetme? duygusunun başlangıcını oluşturur. Bu iki unsur, ileride bireyi bu tür hisleri ve iletişimi yani, bir nesneyi yeniden bulma durumunu yaşayabileceği bir eş seçmeye yöneltecektir, Freud bu durumu şöyle açıklamıştır: “Sevme duygusunun her evresi, tekrar eden çocuksu duygulara neden olur. Bir nesnenin bulunması, aslında o nesnenin tekrar bulunmasıdır (59)”
Ayrılma-bireyleşme evresinde yaşanılan yoksunluk ve kendini kötü hissetmenin derecesi, ilk gelişimsel deneyimlerin daha sonraki yakın ilişkilerde girişilen tüm çabalarda ne derece etkili olup olamayacağını da belirleyecektir. Birçok insan, ayrılma-bireyleşme evresinde, ileride yaşayacakları yakın İlişkilerinde güçlüklere neden olan küçük travmalar yaşamıştır. Zira bir insan olan anne, çocuğunun gelişen bütün bireyselliğine karşı empatik ve sezgisel olma hususunda zorunlu niteliklere sahiptir. Bu yoksunluk yelpazesinin son noktası, borderline hastaların sevme kapasitelerinin patolojisinde görülmektedir.