Yansıtmalı özdeşim terimini diğer savunma mekanizmalarından farklı olarak iki kişi arasında işleyen iki aşamalı süreç olarak tanımladım. İlk aşama, basit bir yansıtmadan ibaret: Kişi A (ona Bob diyelim) kendi içinde barındırmak istemediği bir duyguyu (örneğin öfkeyi), kişi B'ye (ona da Norma diyelim) yansıtır. Bob, içinde öfke olduğunu kabul etmek istemez. Bu öfke düşüncesine veya hissine bilinçli olarak katlanamaz, bu yüzden öfkesini Norma'ya yansıtır. Bob, Norma'ya olan öfkesini hissetmektense, Norma'nın öfkeli olduğuna inanmayı seçer. Bu, onun için daha konforlu ve daha az kaygı vericidir. Bu durum, Bob'u rahatsız eden herhangi bir duygu, düşünce veya inançla da gerçekleşebilir.
Bob suçluluğa katlanamıyorsa, işte! Suçluluk Norma'ya ait olabilir. Bob için sorun çözülmüştür.
Bob kederini taşıyamıyorsa, işte! Keder artık Norma'ya aittir. Bob için sorun çözülmüştür.
Bob yargılayıcılığını kaldıramıyorsa, işte! Yargılama Norma'nın özelliği oluverir. Bob için sorun çözülmüştür.
Bununla birlikte, yansıtmalı özdeşimin çok önemli bir adımı daha vardır. Bob, istemediği öfke gibi bilinçdışı duyguları sadece Norma'ya yansıtmakla kalmaz; Bob öyle davranır ki Norma da bu yansıtmadan etkilenir, öfkeyi hisseder, hatta o duyguya dönüşür. Bu, Bob için harikadır! Artık kendisini kaygılandıran bu duygudan tamamen kurtulmuştur ve parmağını Norma'ya doğrultarak bak, öfkeli, kötü, zalim ve sadist olan sensin, ben değilim, diyebilir.
“Ve Norma kendini çılgına dönmüş gibi hisseder! Evet, tam anlamıyla delirmiş gibi!” dedim, kollarımı başımın üzerinde sallayarak. “Norma için bir şeyler ters gitmektedir. Gerçek, gerçek değildir artık. Dünya baş aşağıdır. Norma kendini kaybeder!” Uzun bir nefes verdim. “Ve sanırım Bob da kendini kaybeder.”
“Evet, sanki sıcak patates atma oyunu gibi,” diye