Semra Beynel

Kendime yaptıklarım için suçluluk duyuyordum ve bunu olabildiğince derinden hissetmeme izin verdim çünkü sağlıklı suçluluk, şifaya götüren bir yoldur. Suçluluk hissetmek, bana sevgimi ve insanlığımı anlatıyordu. Suçluluk hissetmek, bana diğer insanların gerçekliğini anlatıyordu; hiçbir insan yalnızca kötü ya da yalnızca iyi değildir. İnsanları değersiz görmek ve kendilerine layık olanları aldıklarını düşünmek kolaydır. Onları değersiz olarak görmek, suçluluğun acısından bizi korur ama parçalanmış bir gerçekliğe sürükler. Suçluluk, öfkem ve sevgimle birlikte iki güçlü gerçeği kucaklamamı sağlıyordu. Ne ben kötüyüm ne de annem.
Sayfa 251
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Yansıtmalı özdeşim terimini diğer savunma mekanizmalarından farklı olarak iki kişi arasında işleyen iki aşamalı süreç olarak tanımladım. İlk aşama, basit bir yansıtmadan ibaret: Kişi A (ona Bob diyelim) kendi içinde barındırmak istemediği bir duyguyu (örneğin öfkeyi), kişi B'ye (ona da Norma diyelim) yansıtır. Bob, içinde öfke olduğunu kabul etmek istemez. Bu öfke düşüncesine veya hissine bilinçli olarak katlanamaz, bu yüzden öfkesini Norma'ya yansıtır. Bob, Norma'ya olan öfkesini hissetmektense, Norma'nın öfkeli olduğuna inanmayı seçer. Bu, onun için daha konforlu ve daha az kaygı vericidir. Bu durum, Bob'u rahatsız eden herhangi bir duygu, düşünce veya inançla da gerçekleşebilir. Bob suçluluğa katlanamıyorsa, işte! Suçluluk Norma'ya ait olabilir. Bob için sorun çözülmüştür. Bob kederini taşıyamıyorsa, işte! Keder artık Norma'ya aittir. Bob için sorun çözülmüştür. Bob yargılayıcılığını kaldıramıyorsa, işte! Yargılama Norma'nın özelliği oluverir. Bob için sorun çözülmüştür. Bununla birlikte, yansıtmalı özdeşimin çok önemli bir adımı daha vardır. Bob, istemediği öfke gibi bilinçdışı duyguları sadece Norma'ya yansıtmakla kalmaz; Bob öyle davranır ki Norma da bu yansıtmadan etkilenir, öfkeyi hisseder, hatta o duyguya dönüşür. Bu, Bob için harikadır! Artık kendisini kaygılandıran bu duygudan tamamen kurtulmuştur ve parmağını Norma'ya doğrultarak bak, öfkeli, kötü, zalim ve sadist olan sensin, ben değilim, diyebilir. “Ve Norma kendini çılgına dönmüş gibi hisseder! Evet, tam anlamıyla delirmiş gibi!” dedim, kollarımı başımın üzerinde sallayarak. “Norma için bir şeyler ters gitmektedir. Gerçek, gerçek değildir artık. Dünya baş aşağıdır. Norma kendini kaybeder!” Uzun bir nefes verdim. “Ve sanırım Bob da kendini kaybeder.” “Evet, sanki sıcak patates atma oyunu gibi,” diye
Sayfa 246
Emma'nın kısa süreliğine yaşadığı bu farkındalık, bedeninin öfkeyi ve sıcaklığı aynı anda yaşamaya alışık olmadığını görmesini sağlamıştı. Kimse ona, sevdiği birine öfkelenebileceğini ve ilişkinin bu öfkeyle hayatta kalabileceğini öğretmemişti. Kimse ona, sevdiği birine öfkelenebileceğini ve kimsenin zarar görmesi gerekmediğini öğretmemişti. Kimse ona, sevdiği birine öfkelenebileceğini ve bunun onu kötü biri yapmadığını öğretmemişti. Kimse ona, sevdiği birine öfkelenebileceğini ve bu öfkenin onları birbirine daha da yakınlaştırabileceğini öğretmemişti. Emma'nın yüzleşmek istemediği duygularla yüzleşme konusundaki isteksizliği, değişime yol açacak yeni bir deneyimi yaşamasını engelliyordu. Birlikte çalışmak isteyip istemediği konusunda Emma'nın bir seçimi vardı fakat öfkeli olup olmadığı konusunda bir seçeneği olmadığını fark edememişti. Hiçbirimizin öfkeli olup olmama konusunda bir seçimi yok. Yalnızca öfkemizle ne yapacağımız üzerine çalışabiliriz.
Sayfa 156
“Kardeşler, ebeveynlerine karşı hissettikleri ama işleyemedikleri duyguları birbirlerinden çıkarabilirler. Ebeveynler sağlam bir bağ kuramadığında, bu duyguları bir kardeşe yansıtmak daha kolay hâle gelir. Yani, kardeşler arasındaki sorunlar genellikle ebeveynlere karşı hissedilen duygularla ilgilidir. Kardeş zorbalığı da bu duyguları yönetmenin bir yoludur.”
Sayfa 132
Bir terapi seansı - aslında hayat da öyle -kendimizi açığa çıkarmakla saklamak arasında gidip gelen bir mücadeledir. İlk istek -kendimizi açığa vurma-sağlıklı duygusal bağışıklık sistemimizden beslenen, gerçeğe ve bağlantıya yönelik bir parçamızdır. İkinci istek ise - kendimizi saklama - ailenin, toplumun ve kültürün beklentilerine uymak için geliştirdiğimiz bir yönümüzdür. Her iki yan da bağlantı arar fakat saklayan taraf, gerçek bir bağlantının ne olduğunu anlamakta zorlanır.
Sayfa 129