Masumiyeti ararız, içinde en büyük saflığı o barındırır çünkü. O masumiyet bizi kendine çeker.Bunu daha çok doğada buluruz çünkü kendi doğasından sapmadan bize rağmen ayakta kalmaya çalışan belki de tek şey o hala. O yüzden doğada tefekkür etmek insanın içini huzurla kaplar. Bizden eksilene bir nebze ulaşma hissi yaşarız. Çünkü insan olarak kendi fıtratımızdan o kadar uzaklaşıyoruz ki fark etmeden, toplumun normallerinin içinde boğulduğumuzu anlayamıyoruz. Doğrular, yanlışlar, hak ve sorumluluklar kadar hızlı değişiyor ki benliğimiz hangisine adapte olacağını şaşırıyor. Keza bu normları oluşturanlar modernizm dediğimiz, nefsi ön plana alan topluluklar. İçimizde kocaman bir boşluk ile sürekli bize iyi gelecek olanları arıyoruz ama yine onların önerilerinde bunu yaparken buluyoruz. Hep aynı döngüde savruluyoruz. Aslında kendi ruhumuza dönüp asıl neye inandığımızı sorup, onunla ne kadar uyumlu olduğumuzu tartabilsek yol bize görünecek. Gerisi bizim gayretimiz. Ve üzen kısım, kendi değerlerimize biz inanmadığımız sürece çocuklarımızın inanmasını beklemek de beyhude olacaktır.