İçerisinde kaybolduğum, edebi yönüne hayran olduğum bir eser. Güncel türk edebiyatıyla nedense bir ilişki kurmakta çok zorlanıyordum. Elim hep eskilere gidiyor bir türlü modern Türk yazarlarıyla kendimi uyumlu bir okur olarak hissedemiyordum. Tarık Tufan’a kadar… Sanatsal diliyle, derin karakter profiliyle beni öyle kitaba bağladı ki. Halide ve Derviş Ali’nin hikayelerine kalp ağrısıyla tanık oldum. Acılarını hafifletmek bir destek olmak istedim. Yazarın tüm kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum.
Hepimizin aklına gelen bir senaryonun gerçekleşmesiydi. Pişmanlıklarımız, kararlarımızın, onu seçseydim nasıl olurdu? Ya yanlış karar veriysem? Aslında başından kitabın sonunu tahmin etmiştim. Bu çok belirgin olduğu için değil, aslında hepimizin bildiği bir gerçeği işlediği için. Verilen kararlar bizim hayatımızı şu anki haline getirir. Bizi şu anki biz yapar. En kontrol edilebilir hayat şu anki bizim elimizde olandır. Hayat öyle geniş bir kitap ki ilmek ilmek örülmüş koca bir tesadüfler, şans, kararlar ve planlar silsilesi. Yani her şey hem bizim elimizde hem de değil, tıpkı Schrödinger'in kedisi gibi… Nora sanki herkesin hayatı ve kendi hayatı tamamen kendi elindeymiş gibi derin suçluluk duygusu deneyimliyor. Her şeyi genelleme ve kendini yetersiz hissetme neticesinde ağır depresyonlar yaşıyor. Yani kısaca kendisine Tanrı rolü yüklüyor. Annesinin, abisinin, babasının, eski sevgilisinin hatta en yakın arkadaşının mutluluğundan kendini sorumlu tutuyor. Daha fazla kitapla ilgili detay vermek istemiyorum. Ama eğer yoğun suçluluk duygusu hatta anksiyete yaşıyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.
İnsan en nihayetinde sınırları olan, her şeyi genelleyen, otomatik pilotta yaşayan, zihnindeki dolambaçlı yolları düzleştiren bir yaratıktı ve tabii ki bu yüzden sürekli kaybolup duruyordu.