An itibariyle otuz üç çiçeğimiz oldu Elhamdülillah:)
Çiçek ailemize bugün beş çiçek daha katıldı çok şükür… Hemen yuvalarına yerleştirdim ve diğer çiçeklerle tanıştırdım; umarım birbirlerine uyum sağlarlar. O meşhur A101’den de altı tane saksı aldım. Kasaya benimki değil de başkası baktı. Benim çiçekleri görünce ben de birkaç çiçek almıştım ama hepsi kurudu, dedi. Ben de içimden, sen hep kendine bakmışsın, yüzünde bir kilo boya, çapa gibi tırnaklar, burnunda pulluk civatası gibi piercing, MaşaAllah kendin de 100 kilo varsın, dedim. Kendine baktığın kadar çiçeklere baksaydın kurumazlardı, dedim. Duymadığı için problem olmadı tabi. 😂😂
1000Kitap
Zümrüd-ü Sabah Toprak, üzerinden pulluk geçmedikçe tohumu bağrına basmaz. Buğday, taşın altında ezilmedikçe un olmaz. Un, ateşin narında yanmadıkça ekmek olup sofraya gelmez. Peki, ey insanoğlu! Sen neden hiç incinmeden 'oldum' demeyi beklersin?
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Dünya sofrası...
Yalanı gerçeğin önüne koyan, Nefsinin sesini hakikat sayan, Dünya sofrasında haramla doyan, Kendi kuyusunu kendi kazarmış. Zahire aldanıp özü unutan, Güneşi bırakıp gölgeyi tutan, Vicdanı bir pulluk kârla uyutan, Mahşer meydanına pişman gidermiş. Ebedi sanma ha fani olanı, Yükleme sırtına bin bir yalanı, Görünce kabirde çıplak kalanı, Anlarsın ki ömrün boş yere geçmiş. Gözü boyarmış hep yaldızlı pullar, Nefsine kul olmuş biçare kullar, Gider mi sılaya bu sapa yollar? Yolunu şaşıran yolda yitermiş. Çula ve çaputa kıymet verenler Çamurun üstüne halı serenler Gönül bahçesinden diken derenler Putlara özünü kurban edermiş Hüdai der; dünya bir kuru hayal, Ne bir makam kalır ne mülk ne de mal, Heybendeki amel, sendeki cemal, Gerisi toprak olup yitermiş. nefes-kelam.blogspot.com/2026/02/dunya-s...
Mustafa Kemal Atatürk'ün ziyaret ettiği eğitim yuvalarından Galatasaray Lisesi ve bu okula vermiş olduğu imzalı hatıra fotoğrafı. (1 Eylül 1968 tarihinde, Galatasaray Lisesi'nin 100. Yıldönümü nedeniyle çıkartılmış üç pulluk serinin 100 kuruşluk parçası) Posta Pullarında Atatürk syf - 51
Elest: Allah'la yaratılışları sırasında insanlar arasında yapıldığı kabul edilen sözleşme için kullanılan bir tabir. Elan (veya elân): Arapça kökenli olup "şimdi, şu anda, hâlâ, henüz, daha" anlamlarına gelen bir belirteçtir. Genellikle geçmiş metinlerde "halâ" manasında kullanılır. Esatir: Mitoloji. Monografi: Ünlü bir kimsenin yaşamını, bir yazarın, sanatçının yaşamını ve yapıtlarını ya da herhangi bir alanda tek bir konuyu ele alan ve onu özgün bir görüşle inceleyen uzunca inceleme yazısı. Sekr: Kulun Allah'ın yarattıkları karşısında kendinden geçmesi o Sahv: Şuur haline tekrar dönülerek manevî sarhoşluktan ayılmayı ifade etmektedir. Cenup: Güney. Şimal: Kuzey. Vakayıname: Olayların günü gününe yazılı bulunduğu yapıt. Plütokrasi: Plütokrasi veya varsıl erki (Yunanca πλοῦτος, ploutos + κράτος, kratos), yönetme erkinin maddi açıdan üstün kişilerce paylaşılmasını öngören oligarşik bir yönetim biçimidir. İstinsah: Bir yazıya, yapıta bakarak örneğini elle çıkarma, aynısını yazma, kopya etme. Konvansiyonel: Anlaşmaya dayalı, anlaşmayla ilgili, anlaşmalı, uzlaşmalı. Anlık: 1- Duyudan ve istençten ayrı olarak var olan bilme yetisi. 2- Akılla ölçme, yargılama, kavrama, anlama gücü. Anlak: 1- İnsanın anlama, düşünme, algılama, akıl yürütme, yargılama ve çıkarsama gibi yeti ve yeteneklerinin tümü. 2- Anlama gücü. Obskürantizm (Bilmesinlercilik): Hakikatin toplumun bazı sınıf ve kesimlerince bilinmesinin kasıtlı olarak önlenmesidir. Burgaç: Su ya da hava akıntısının, önüne bir engel geldiğinde ya da karşılıklı olarak çarpıştıklarında çukurlaşarak, dönerek oluşturdukları çevrinti. (Anafor, girdap) Vuslat: Sevgiliye kavuşma, ulaşma. Katalepsi: Dış uyaranlardan bağımsız olarak kas sertliği ve duruşun sabitliği
Bir kıza yalakalık yapmazsan öküz oluyorsun :))
Ben yalnız yaşıyorum ama 5+1 evde kalıyorum. Şu ocağın olduğu yeri de sayarsak 6+1 diyebiliriz. Oradan da balkona çıkılıyor ve balkon da L biçiminde. Annem bana yufka ve gözleme yapıyor şimdi. Ben kendim de hamur yoğurmayı ve yufka açmayı biliyorum ama yapmıyorum tabi. Köydeyken öğrenmiştim. Annem yufka yaparken ekmeği bazen ben pişirirdim. (Sözüm ona) -sonradan ekledim- Sözüm ona demedin mi genelleme oluyormuş 😅 Neyse sözüm ona şimdi ki kızlar melemen yapmayı bile bilmez. Salça domates biber ve soğan dörtlüsüne ne koysan yemek olur kendiliğinden ama onu bile beceremiyorlar. 😂😂 Bir de melemen değil menemen olmalıymış. Menemen İzmir'in ilçesidir yemek adı değil; buna melemen derler, toplumun yanlış biliyor olması beni bağlamaz, TDK, dün dediğini bugün inkar edenlerden... Hem onlara vahiy mi geliyor, kafadan uydur uydur dayat. Ben de yaparım o işi. Vahiyle gelen Arapça 1400 yıldır hiç değişmiyor ama kafadan uydurulan şeyler günlük değişiyor... 😅 Ve ne yazık ki bu kadar beceriksiz şehir bebeleri kendilerini o kadar yüceltiyorlar ki sanırsın her biri Saba Melike’si Belkıs. O bile onlar kadar havalı değildi. Kleopatra, Anzelha, Ayzıt ve Tomris Hatun bunlardan daha mütevazıydı 😂 Mutfaktan su getirmeyi kölelik zanneden şu dengesizleri şımartmayın lütfen. Bunlara bol bol para vereceksin, yiyip içip gezip tozacaklar ve ona rağmen vatan kurtarmış gibi bir sürü afra tafralar… Çapa gibi tırnaklar, gökkuşağı gibi suratlar, tırmık gibi kirpikler, pulluk gibi çizmeler… Fare gibi mıy mıy konuşmalar, 5 çocuk doğurmuş gibi triplere girmeler… Dudağını büzüştürüp, sen beni hiç anlamıyosooon aptallıkları… Sanırsın at üstünde Viyana’ya gidip geldi hanfendi. Eşofmanını çekti, uzandı ve elinde telefon reelsden reels’e gezinip durdu yani. Bedenini sergilemekten başka mahareti olmayan şu
Ruh hali