5/10
·328 syf.··
2018 58. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2018 00:00
Öncelikle, kitabın içerisinde yer alan Ukrayna Traktörlerinin Kısa Tarihi adlı deneme, koskoca kitaptan çok daha güzeldi. O sebeple, onu anlatacağım. Ama, kitap kısaca Rus Devrimi ve Ukrayna’nın bağımsızlığının ilanı, göçmenlik ve aile konularını ilerdeleyen ortalama bir eser. İlk traktörü John Fowler adında bir birisi tarafından icat edilmiş. Bu icat, tam bir traktör bile değildi. Arkasında pulluk çekmiyordu. Ukrayna tarihinde, traktörler çelişkili bir rol oynamış ve önceden tarım ülkesi olan bu yerleşim, sonradan sanayiye evrilmiş. 1917 Devriminden sonra, Ruysa endüstrileşince, iş gücü için, proletarya kutsaldan toplanmak zorunda kalınmış. Lakin, köylülerin kutsal bölgeyi terk etmesi demek, şehirdeki nüfusun aç kalması demekti ve çareyi kutsalı da sanayileştirmek de buldu Stalin. Kolektif tarım olan Kolhoz idi. Kolhoz prensipleri ile sınan köylüler, bu işi yapmak istemeyince, Stalin, Ukrayna’daki 1937’de bütün hasadı toplayıp, Moskova ve Leningrad’a fabrikalardaki proletaryayı beslemek için gönderdi. Ve kalanı da diğer şehirlerde satışa sundu ve köylülerin çoğu açlıktan öldü. ⠀ İrlanda’nın traktörlere katkısı konusunda, Henry Ferguson’dur 1884’te. Ferguson, ilk çift demirli pulluğu, traktöre dönüştürmüş Ford Model T’nin üretti. Buna Eros adını verdi. Ferguson’un bu rüyası, tek başına gerçekleştirmek için maddi olanağa sahip değildi. Böylece, Henry Ford’la imzalı bir anlaşma yerine sadece el sıkışarak anlaştılar. Bu Ford-Ferguson ortaklığı, bir Fordson traktör armağan etti. Lakin, 1947’de Ford, Ferguson’ın sistemini kullanarak Ford N8 traktörü üreterek bozuldu. Konu hakkında Ferguson dava açtı ve 1951 yılında, 240 milyon dolar talebine karşı sadece 9.25 milyon dolarla yetinmek zorunda kaldı. Amerikalılar, savaşa bütün Avrupa halklarının ve endüstrinin tamamen yok
Ukrayna Traktörlerinin Kısa TarihiMarina Lewycka · Galata · 200619 okunma
Kaplumbağalar
10/10
·368 syf.·
2025 47. kitabı
Roman, Orta Anadolu’nun kurak bir köyünde yaşayan Kır Abbas adlı huysuz, inatçı ama bir o kadar da emekçi bir köylünün öyküsünü anlatır. Kır Abbas, karısına “boklu”, gelinine “sidikli” diyecek kadar aksi biridir. Tarlasında, kavurucu sıcakta ekin biçerken bunalarak köye dönmeye karar verir. Dönüş yolunda rastladığı bir kaplumbağayı ters çevirip bir kuyuya ölüme terk etmesi, romanın simgesel başlangıcıdır: Abbas’ın doğayla, kaderle ve vicdanla kurduğu çatışmanın ilk işaretidir. Köyün öğretmeni Irıza, köylüye umut aşılamaya çalışan bir aydındır. Köydeki taşlık, işe yaramaz görünen Pulluk (Pur) taşlı araziyi bir üzüm bağına çevirmeyi hayal eder. Ancak köylüye bunu anlatmak zordur. Tam da o sırada, huysuzluğu ve inadıyla tanınan Kır Abbas, “bağ” lafını duyunca bir çocuk gibi heyecanlanır ve bu işe yürekten sarılır. Zamanla köylüyü de örgütleyerek bu hayalin mimarı hâline gelir. Köylüler, 120 dönüm taşlı tarlayı hep birlikte kazıp havalandırır, üzüm çubuklarını dikerler. Dört yılın sonunda ilk hasat alınır. Köyde bir bayram havası vardır: Üzümden pekmez, şarap yapılır; yapraklardan sarma sarılır. Herkes emeğinin karşılığını aldığını düşünür. Fakat mutluluk uzun sürmez. Kadastro memurları köye gelir ve bağın bulunduğu arazinin Hazine’ye ait olduğunu bildirirler. Köylü ya her yıl devletin belirleyeceği payı verecektir ya da devlet tüm mahsulü alacaktır. Ne öğretmen ne köylü çare bulabilir. “Kanun kanundur” denir. Kır Abbas, dört yıl boyunca alın teriyle büyüttüğü bağı bir gecede davarlara çiğnetir. Bu sahne, hem bireysel bir öfke patlaması hem de emeğin hiçe sayılmasına bir başkaldırıdır.
Edebiyat & Roman
KaplumbağalarFakir Baykurt · Literatür Yayıncılık · 20064,699 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·363 syf.··
Beğendi
·
2025 251. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Ekim 2025 23:27
Osmanlı'nın Altın Sayfaları, Tarihçi Yazar Ahmet Demirci tarafından Araştırma-İnceleme türünde yazılan hikâyelerden oluşan Tarih kitabıdır. Çanakkale Savaşlarının cereyan ettiği bölgeyi karış karış gezen, vesikalarda bahsi geçen çeşitli hadiselerin hangi derede, hangi çalının dibinde, hangi hendekte cereyan ettiğini tesbit için çok sayıda Çanakkale gazisi ile görüşen yazar Mehmet İhsan Gençcan anlatıyor; Savaşın üzerinden yetmiş yıl geçmiş. Birgün Alçıtepe Köyü’nden İsmail Aldıkaçtı, tarlasında çift sürüyor, tarla sınırında pulluk toprağa biraz derince dalmış; bakmış ki bir ceset, daha doğrusu bir iskelet imiş... “Hayırdır inşallah” sözüyle üzerine eğilmiş. Elbiseleri çürümüş fakat bir cebi ve matarası sağlam; Aldıkaçtı elini cebe sokuyor ve gümüş bir saat çıkıyor, saat pırıl pırıl, kolundaki saate bakıyor; 02:15, düzeltmek için bulduğu saate bakıyor, o da 02:15’i gösteriyor.; “tesadüf” diyor. Sati kuruyor ve kulağına götürdüğünde çalıştığını anlıyor. Sonra mataraya bakıyor, bir Türk askeri matarası, içinde hala su var ve pırıl mı pırıl, dupduru! İskeleti yine örtüyor, saati ve matarayı alıp evine götürüyor. İsmail Aldıkaçtı o gece yarısı bir kâbusla uyanıyor, rüyasında genç yaralı bir asker ağlayarak saatini ve matarasını istiyor, gerekçe olarak da saatine bakıp namaz vaktini öğrendiğini, matarasından da abdest almak için su aldığını söylüyor. İsmail Aldıkaçtı uyandığı zaman gece yarısı, çarpılırım korkusuyla sabahı zor ediyor. İsmail Aldıkaçtı, sabah ezanını duyar duymaz, soluğu tarlada alır, matarayı ve saati aldığı yere götürüp, gömüyor...
Tarih
Osmanlı'nın Altın SayfalarıAhmet Demirci · Kamer Yayınları · 201521 okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 51. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2025 09:32
W.Blake'in resimleri ve şiirleri gibi mistik ve tekinsiz bir roman Olga'nın Pulluğu! O pulluk toprağı öyle derinden sürüyor ki, ortaya çıkardığı kemikler ve kötülükler bu dünyadaki tarafımızı sorgulatıyor. Romanın sonunda adalet duygum epeyce sarsıldı; sonunda ters köşeye yattım ama tarafım yine de belli! Yazara yüzeysel bıraktığı birkaç karakter dışında eleştirim yok, ortaya koyduğu büyük resim kimilerini rahatsız eder mi bilemem ama umarım eder. Özenli çevirisi için Neşe Yüce 'ye de teşekkürlerimi iletiyorum. Sevgili Bayan Duşeko, Sizi varlıklara koyduğunuz isimlerle, polis idaresine yazdığınız unutulmayacak mektuplarınızla, Mendel Kanunlarını yeniden deneyimleyen bilimsel merakınızla; şifacı, her türden canlı dostu, astroloji ve doğa tutkunu bir orman perisi Miranda olarak hatırlayacağım. Fakat en çok cesaretinizi, dobralığınızı, güçlü ve kimseye boyun eğmeyen karakterinizi sevdim.Farklı coğrafyalarda yaşasak da derdiniz, bizim de derdimiz! Dostlarınız Garip, Müjde, Dionisos ve Boros ile daha çok vakit geçirmenizi diliyorum bundan sonraki yıllarınızda. Masa Dağları, Klodzko Vadisi ve Çekya 'yı da sizin gözünüzle gördük; umarım o güzel ülke ve insanları hep yazdığınız gibi kalır...
Sür Pulluğunu Ölülerin Kemikleri ÜzerindeOlga Tokarczuk · Timaş Yayınları · 20203,073 okunma
Puan vermedi·488 syf.··
2025 17. kitabı
·
83 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 13:51
Sizce hangi kelime dünyada daha önce ortaya çıkmıştır? tüfek mi? at mı? pulluk mu? gökyüzü mü ?yoksa öküz mü? Peki bu soruyla karşılaşma olasılığınız ne? belki de hiçbirimiz bunu düşünmedik. Dünyada nasıl yayılış gösterdiğimiz ya da dillerin nasıl evrildiğini ya da menopozun nasıl ortaya çıktığını ya da iyi erkeklerin hep merak ettiği en önemli sorulardan biri olan” neden kadınlar kötü erkekleri seçer” sorusunun cevabını. İcat etme hızımız arttıkça nasıl tükenişe geçtiğimizi fark etmedik belki de.uygarlık şehri Petra’ nın nasıl yok olduğunu kaçımız biliyoruz? Modernleşmenin Avrupa’ya kayışının kökenini peki? Hollandalı kaşif ve Profesör Arthur Wiehmann’ın 1912’de kaleme aldığı müthiş kitabının son cümlesi ile sözlerime son vermek istiyorum” hiçbir şey öğrenilmedi ve her şeyi unutuldu mu ?” Keyifli okumalar…
Üçüncü ŞempanzeJared Diamond · Pegasus Yayınları · 2020385 okunma
Yazık ki "Kura Çözüldü..."
Puan vermedi
Yazık ki "Kura Çözüldü..." Kenan Karabağ, dört ciltlik “Kura Çözüldü” romanıyla şehrin ruhuna nüfuz ediyor; tarihin heybesine koyup “unutulanlar uçurumuna” götürdüğü yaşanmışlıkları çekip alıyor. “Heybe”den satırlarına aktardığı her bir şeye ölümsüzlük iksiri içiriyor; unutulanlar arasında yerini alacak unsurları unutulamaz yapıyor. İşte yazının sihri. Bir de kültüre aşinalık. Ancak yaşayan bu kadar ustalıkla betimleyebilir. Eğer Kenan Karabağ yazmasaydı benim neslimin son tanığı olduğu ve her biri “çocukluğumuzdaki sosyal yaşantının birer dekoru” olan şu kavramları bir daha kim hatırlayabilir ve hatırlatabilirdi ki: “Kağnı sesleri, Kura kenarındaki hayvan pazarı, çinko tabaklar, çinko, leğen, maşrapa, beyaz leçek, furgun, fayton, dulda, kınalı taşlar, toprak damlı taş evler, derede yürüyen kağnının tekerlek sesi, döven, tırpan, pulluk, dirgen, tırmık, kaz tüyü yastık, yün yatak, tezek dumanı, tezeğe çıkan kadınlar, tezek kalak, fitilli idare lambası, Terekeme, Karapapak, Poşa, zülümkar, morbet, bibi” Peki ya tadını ve lezzetini unutamadığım şu yiyeceklere ne demeli? “Çeçil peynir, derilere tepilen peynirler, haşıl, kesme aşı çorbası, pişi, mafiş, kete, hinkal, kaygana, gımı, atol, külül, kavurga, kışın saç altına sürülen patates, sac ekmeği, göğermiş peynir...” Hele bir de Pantuş ismi var ki hayret ettim. Bizim komşumuz Pantuş teyze vardı. Ömrümde ondan başka bu ismi taşıyanı görmedim. Tâ ki Kurt Abdo’nun eşinin adını duyuncaya kadar. Ne hoş bir tesadüf… Bunun yanında çok hüzünlü sahneler de var. Hele birisi var ki yürekleri yangın yerine çevirecek türden. Her okuyuşumda ensemden bedenime yayılan bir ürpertiye esir düşerim: Vasili’nin Telli Ana’ya vedası… Bu öyle muhteşem bir sahne ki, kıyamete kadar dinmeyen bir sızı olarak vicdanları titretecek. Zaman aktıkça
Kura Çözüldü - Bir Şehrin ÇığlığıKenan Karabağ · Su Yayınları · 201519 okunma