Yaşamınızdaki sayılı günlerden bir tekini silin... yazgınızın yönü kim bilir nasıl değişik olurdu? Bunu okurken bir dakika durun, sizi çekip götüren zinciri düşünün; ister demirden olsun ister altından, ister çiçeklerden ister dikenlerden örülü olsun... O unutulmaz günlerin birinde ilk halkası yaratılmasaydı, bu zincir belki de size, yaşantınıza hiç dolanmayacaktı!
Avrupa'da zamanı olan çok azdır. Belki de hiç yoktur. Bu yüzden herkes yaşamın içine fırlatılmış birer taş gibi koşuşturur. Hemen hepsi yürürken yere bakar ve daha hızlı ilerleyebilmek için kollarını ileri savurur. Eger durduracak olursan isteksizce, “Niye beni rahatsız ediyorsun?" derler. “Kaybedecek zamanım yok, sen de kendi zamanını değerlendirmeye bak." Sanki hızlı yürüyen insan daha değerli, yavaş yürüyenden daha yürekliymiş gibi davranırlar.
Ülkemizi iyi tanıyan bir adamın "Size çeşitli ihtiyaçlar yaratmalıyız" dediğini duymuştum. Yine "şey"leri kastediyordu. "O zaman siz de çalışmak için can atarsınız" diye devam ediyordu bu bilge adam.