Kendimizi kurtarmanın bir yolunu bulmadığımız sürece, ebeveynimizin ve onların ebeveynlerinin davranışlarına nasıl hapsolduğumuzu, yıkıcı kalıpları tekrarlamaya nasıl yazgılı olduğumuzu. Kutsal Kitap'ın kati biçimde uyardığı gibi, günahlar üçüncü ve dördüncü nesillere dek insanlara musallat oluyor. Bir annenin kaybı, çocuklarının torunlarının ruhlarında kendini gösterebiliyor.
Peki ya sonsuzluk sonu gelmeyen zaman değil de zamanın dışında olmak demekse? Sonsuzluğun perspektifinden bakılınca, zaman kendi yüzey gerilimiyle bir arada tutulan bir damlacıksa, olmuş ve olacak her şey eşzamanlı gerçekleşiyorsa ve çoktan bittiyse?
Çekim Yasası bizi kendi hislerimizin gerçekliğine çeker; özlem duymak ve çok istemek tamda doğaları gereği bizi arzuladığınız şeylerden yoksun kalacağımız deneyimlere götürür, öyle olmasa özlemeye ve daha fazla istemeye nasıl devam edebiliriz? Olan her şeyin bir sebebi vardır, çünkü sadece acı vasıtasıyla öğrenebiliyor olsak dünya pek zalim bir yer olurdu, dersler sadece kalbimizi kırsaydı çok kafa karıştırıcı olurlardı.