madalyon.
╔══════════════════════════════════════════════════════════════════════╗ ║ ║ ║ Beyaz… ║ ║ Sevgi, masanın kırık ayağı. ║ ║ İbrahim, gönlümü kim put sanır da devirir? ║ ║ Hisarda hasar var. ║ ║ ║ ║ Kanadımda sarılmayan yaralar var. ║ ║ Yara benim değil; ║ ║ bir ananın bağrındaki evlat acısı, ║ ║ atamın gözünde ki kanlı gözyaşı. ║ ║ ║ ║ Beyaz güller, gönlümün kırık incisi. ║ ║ Kor cemre düşer inceden toprağıma. ║ ║ Gözüm aynadaki şeytandan yana, ║ ║ ruhum parmağımda bozuk titrek iğneli oyuncak kaset. ║ ║ ║ ║ Sol yanımda isyan, ║ ║ aklımın ücra köşesinde yerli yersiz figüran. ║ ║ Cehennemin dibinden selamlar… ║ ║ Yürekteki acı eski bir gravürden. ║ ║ ║ ║ İlme kurban gitmiş gecenin siyahından ║ ║ renk almış kadın. ║ ║ Ölüm şairi isyan etmiş annesine:
Çinli yazarların gözünden Hz. Peygamber Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), kendi tarihî bağlamından kopuk, yalnızca dinî bir hadise değildi. Aksine o, Arap Yarımadası’nın yüzyıllardır kendi kendine sorduğu büyük soruya verilmiş kaçınılmaz cevaptı: Çölün eşiğinde, tarihin kenarında yaşayan dağınık bir toplum, dar sınırlarını nasıl aşarak evrensel bir medeniyet kurabilir? Mekke’de yetim olarak dünyaya gelen; asabiyetin, intikam kültürünün ve put ticaretinin hüküm sürdüğü bir toplumda yetişen bu insan, sıradan bir ahlâk ıslahatçısı değildi. O, kan bağının yerine anlam bağını; kabile sadakatinin yerine ilkeye bağlılığı koyarak insan kimliğini kökünden yeniden inşa eden büyük bir kurucuydu. Çinli yazar Liu Bingwen’in bu siyer okumalarında gördüğü şey de tam olarak budur. O, Hz. Peygamber’in hayatına ne Batı’nın İslam’a dönük tarihî kompleksleriyle ne de Müslümanın kendi Peygamber’i karşısındaki savunmacı hassasiyetiyle yaklaşır. Bilakis kendi kurucularını okumayı çok iyi bilen kadim bir medeniyetin bakışıyla yaklaşır. Bu okumayı farklı kılan taraf, Hz. Peygamber’i köklü bir Çin düşünce çerçevesi içinde ele almasıdır: bilge hükümdar, amelî filozof, düşünceyle eylemi; ahlâkla siyaseti birbirinden ayırmayan insan… Tam da bu çerçevede Hz. Muhammed (sallallâhualeyhivesellem), Çin zihninde tanıdık bir şahsiyet hâline gelir. Çünkü o, Batı’nın ısrarla birbirinden ayırdığı şeyleri kendi şahsında birleştirmiştir: peygamberlik ile liderliği, ruh ile devleti, iç hakikatle toplumsal hareketi… Burada vahiy, yalnızca teolojik bir tartışma konusu değildir; bütün bir ümmetin ortak bilincini yeniden şekillendiren merkezî hadisedir. Bu gerçek tek başına, onu insanlık tarihinin en büyük medeniyet kurucuları arasına yerleştirmeye yeter. Metnin temel iddiası şudur: İslam ne sadece
Reklam
İbrahim Gönlümü put sanıpta kıran kim
bu dizeleri ben yazmak isterdim
ibrâhîm gönlümü put sanıp da kıran kim
Maskeler düşünce düzen bozulur...
"Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz" derler... Kurt öyle de, ya tilkiler... Bundan mülhem, muktedirin etrafından kırıntı ile geçinen "tilkiler" kışı payitaht civarında geçirseler de yedikleri ayazı çabucak unuturlar, ayaz yine gelip çatınca da tedbirsiz kalakalırlar...bizden söylemesi ! Güç odağının gölgesinde kimliğini unutup, sofradan düşen kırıntılarla semirenleri, güce yaslanıp karakter devşirenleri, muktedirlerin etrafından edindikleri maskelerle arz-ı endam edenleri anlatan birkaç veciz söz ve bir şiir: Devşirilmiş gölgelerin soyu sopu karanlık Dost gibi yanaşmalar bil ki anlık, çıkarlık ★ Hazine kapısında birikmiş kalaba, kuyruk, Kimi kurnaz tilki, kimi fare, kimi kıl kuyruk ★ İtin gözü sofrada, kulağı fısıltıda, Bir kemik gelir diye bekler pusuda. ★ Akrep sinsi yürür, zehri kuyruk ucunda, Çakallar geçinirmiş kurtların yamacında ★ Kurt postuna bürünmüş nice korkak siluet, Muktedire rüku eder, ismini koyar "hürmet". ★ Geçim kapısı olmuş eğilip bükülmek Hakdan başkasına rükü ve secde etmek ★ Öylelerini gördüm ki hem ne şahsiyetsiz Münafık, müşrik ve münkirden öte ★ Bir kemik uğruna, nasıl da ürür,
İbrahim Gönlümü put sanıp kıran kim Asaf Hâlet Çelebi
Reklam
Reklam