Fakat ıstırabın hayat için özsel nitelikte olduğu ve bu nedenle bize dışarıdan akın etmediği, aksine herkesin onun kurumaz kaynağını kendi içinde taşıdığı yolundaki karşılaştırılabilir bir bilginin acı ilacını içmeyi çoğunlukla reddederiz. Daha ziyade bizden hiç eksik olmayan acıya daima ayrı bir dışsal neden, adeta bir bahane ararız; tıpkı efendi sahibi olmak için özgür insanın kendine put yaratması gibi.
İbrahim; beşeriyet tarihinin put kıranı, kendi toplumunun put yapıcısı olan "Azer"ce terbiye edilmiştir. Firavun'un zalimce ve gaddarca düzenini yok eden kahraman; annesince bir kutuya yerleştirilip Nil'e bırakılan, Firavun tarafından kendine düşman olacak kimsenin büyütülüp, Kıptileri, Kıpti sarayının egemenliğinden kurtaran bir çocuktur, Musa. Doğu eşrafiyeti ve şehvetli hayata karşı ayaklanan "Buda" bir prens; sarayda büyümüş biridir.
ibrahim
içimdeki putları devir
elindeki baltayla
kırılan putların yerine
yenilerini koyan kim
güneş buzdan evimi yıktı
koca buzlar düştü
putların boyunları kırıldı
ibrahim
güneşi evime sokan kim
asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
buhtunnasır put yaptı
ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
güzeller bende kaldı
ibrahim
gönlümü put sanıp kıran kim
Asaf Halet Çelebi
"Bir gün ben de böyle birisi olabilir miyim diye düşünüyordum."
"Neden olmayasınız? Karakoç da bir zamanlar sizin yaşınızdaydı. Onun tabiriyle hepimiz 'diriliş eri'yiz. Arkamızdan hayırla anılmak, dünyada güzel izler bırakmak elimizde. Sezai Karakoç hayatı boyunca buna talip oldu. Geçmişimizi, bugünümüzü ve yarınımızı düşündü. Yeri geldiğinde eleştirdi ama yerine daha iyisini de koymaya çalıştı. İyi bir insan ve iyi bir Müslüman olmaya gayret etti. Bugün yetişen pek çok nesilde doğrudan veya dolaylı olarak emeği oldu. Bizler bundan sonra, onun düşüncelerini geliştirmeye, aşmaya çalışmalıyız. Sanırım onun mirasına en iyi böyle sahip çıkmış oluruz. Nitekim Sezai Karakoç:
'Genç insana on öğüt saymaya kalksam, birincisi, 'Putlaştırmayacaksın.' olurdu. Çünkü kurumuş bir ağaçtan farksız olan put, eninde sonunda hafif veya şiddetli bir rüzgârda devrilir ve puta dayanan da onun altında kalır.
İyiyi de kötüyü de putlaştırma eğilimi taşıyoruz. En zayıf yanımız bu. Düşünce kısırlığı, kritiksizlik, putlaştırmaya yol açıyor, putlaştırma da düşünce kısırlığına, kritiksizliğe. Bu ikisi birbirini destekleye destekleye düşünce gelişmesinden uzaklaşıyor, putların alacakaranlığına gömülüyoruz. Put, insanı, ahiretten de dünyadan da uzakta tutan bir kabirdir. Ruh için bir kabir azabıdır.' diyerek düşünme yetimizin önünde duran büyük tehlikeyi hatırlatır bize. Allah ondan da dünyada güzel bir iz bırakmaya çalışan herkesten de razı olsun."
"Amiiinnnn."
"Kendi yalnızlığına terk edildiğinde insan, kozmik bir boşluk duygusunun saldırısına uğradığını hisseder. Bu boşluğu doldurma tarzı, onun kültür ve medeniyet tipini belirler; yani tarihî eğiliminin bütün iç ve dış niteliklerini gözler önüne serer.
Bunu yapmanın esas itibarıyla iki yolu vardır: Ya yere, yani ayaklarına doğru bakmak ya da bakışlarını gökyüzüne çevirmek.
Birinci bakışta insanın eşya yalnızlığı doldurulur. Onun egemen bakışı eşyaya sahip olmak ister. İkinci tür bakış ise düşünce yalnızlığını şekillendirir; sorgulayıcı bakışı hakikatin peşinde koşturur.
Böylelikle iki tip kültür doğar: Teknik kökenli imparatorluk kültürü ile ahlak ve metafizik kökenli medeniyet kültürü.
Din, insanın bakışını göğe yönelttiği yerde doğar. Peygamber kendini orada gösterir. Peygamber; yani misyon adamı, mesaj adamı, iletilecek düşünceleri olan adamdır. Hz. Yeremya, Hz. İsa ve Hz. Muhammed gibi.
Onca büyük adamın beşiği olan Avrupa, o hâliyle peygamber düzeyindeki dinî olayı reddetmiş gibidir. Sanki Avrupalının insani yanıyla tıka basa dolu tabiatı, ilahî olana yer bırakmamaktadır.
Buna karşılık Sami kavimler metafiziğe adanmış görünürler. İlahî yan, Sami kavimlerde dünyevî meşguliyetlere pek az yer bırakır.
Sami kavimlerle kuzeyli Aryenler arasında yarı yolda bulunan Grek ise kendi evrenini şekillendirecektir. Yalnızlığını güzellik duygusuyla dolduracak, sonunda da güzeli, Tolstoy'un sanat hakkındaki derin düşüncelerinde belirttiği gibi, iyi diye adlandıracaktır.
...
Gördüğümüz hususları iki örnekle pekiştirelim: Robinson Crusoe ve Hay ibni Yakzan.
Bu iki yalnız adam, gerçekte iki farklı kültür tipinin en yetkin örnekleridir. Dantel de foe, kahramanının macerasını araçların ve imkânların bütünüyle yokluğundan hareketle başlatır. İbn Tufeyl ise kahramanının serüvenini, bütün