Önce akidemizi öğreneceğiz. Yoksa namaz kılan putperest, başörtülü demokrat, çarşaflı feminist, sakallı mezhepsiz, tefsir yazan tarihselci, bize Kuran yeterci, şefaati garanti gören beleşçi, herkese merhamet dağıtan bir pıtırcık, kadınları şeytan gören bir yobaz, ateizmi savunan hoca oluruz. Ayaklarımızı sağlam zemine basmadığımız sürece savrulmamız an meselesidir. Bir video, bir yazı, bir duygu, bir akıl yürütme akidemizi parçalıyorsa iman ettiğimiz değerlerden emin olmamışız demektir.
DİN DEĞİŞTİRMEK Müslüman oldun demekle veya Müslüman olmak istemekle hemen Müslüman olunmaz. Din değiştirmek çok ciddi ve nesiller süren bir kültürel değişimdir. Bu nedenle yeni dinlerine tam inanmış olarak din değiştirenler ve onların birkaç kuşak torunları, kendi iç çelişkilerini bastırabilmek için yeni dinlerinin en katı ve tavizsiz uygulamacıları ve takipçileri olurlar. Çünkü içlerinden bir şeyler onları daima eski dinlerine doğru çekmektedir ve arada sırada beyinlerinin derinliklerinden çıkan bir his onları çelişkiye sürüklemektedir. Bu nedenle, bu çelişkiyi yok ederek beyinlerini rahatlatabilmek için gittikçe daha fazla yeni dinlerine düşerler. Bu bilerek, istenerek yapılan bir eylem değildir. Beyin kendini rahatlatmak için bunu otomatik olarak yapar. Muhammed ve ilk Müslümanlar da bu iç çelişkileri yaşamıştır. Yeni dinlerinin en katı ve tavizsiz takipçileri olurken, eski dinin ‘’yani putperest Arap kültürünün’’ etkisinden tam olarak kurtulamamışlardır. Putperest Arap döneminin neredeyse bütün dini ayin ve törenlerini, çok küçük değişiklikler dışında olduğu gibi kabul etmiş ve bunları İslam’ın merkezine yerleştirmişlerdir. İçlerindeki önceki dine bağlılığı yenemeyen ve putperest Arap kültürünün etkisinden sıyrılamayan Muhammed ile ilk Müslümanlar, bu çelişkilerden kurtulmak için dini değiştirenleri öldürme yoluna başvurmuşlardır. Din değiştirmeyi isteyerek yapmayanlarda veya din değiştirmiş gibi görünmek isteyenlerde ise doğal olarak bir çelişki ortaya çıkmaz. Onlar yavaş yavaş iki dini de pek umursamadan yaşarlar. Tabii ilk dinlerine bağlıdırlar ama gösteriş için bile olsa yeni dinlerini önemser görünürler. Esas dinlerini ise pek ortaya çıkarmazlar. Bunun etkisi gelecek kuşaklarda görülür. Eski dine olan bağlılık biterken, çevre etkisi ile
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Benim harcım değil kötülük fırtınasında liman olmak!
Güneşin altında terleyen, çileyi çeken peygamberlerin kendisidir; onların açtığı gölgede serinleyip meyve yiyenler ise ümmetleri ve insanlıktır. 1. Rollerin Tersine Dönmesi: Çileyi Çeken Önderler Normal toplumsal hiyerarşide liderler gölgededir, tebaa ise güneşin alnında çalışır. Peygamberlik müessesesinde ise durum tam aksidir. Peygamberler, insanlığın manevi ve ahlaki kurtuluşu için en ön safta saf tutmuş, en büyük bedelleri ödemişlerdir. Hz. Nuh: Yüzyıllarca alaya alınarak, sıcakta ve zorlukta o gemiyi inşa etmek için ter döktü. Gemi bittiğinde ve tufan koptuğunda, insanlık onun emeğinin "gölgesinde" hayatta kaldı. Hz. İbrahim: Putperest bir toplumun içinde tek başına mücadele etti, ateşe atılma pahasına doğruluktan şaşmadı. Bugün milyarlarca insan onun kurduğu tevhid inancının ve teslimiyetin meyvelerini topluyor. 2. Maddi Çile ve Manevi Konfor Peygamberler, getirdikleri nizamla insanlığa hem dünyevi bir huzur hem de uhrevi bir kurtuluş vaat ettiler. Kendileri ise dünyada çoğunlukla hasır üzerinde uyudu, günlerce aç kaldı. Hz. Musa: Firavun’un sarayındaki hazır "meyveyi ve gölgeyi" reddederek, kavmiyle birlikte çölün sıcağına, sürgüne ve göçebeliğe talip oldu. Kavmi sık sık şikayet ederken (bıldırcın eti ve kudret helvası isterken), o yükü omuzlayan taraftı. Hz. Muhammed (s.a.v.): Mekke’de boykot yıllarında açlıktan karnına taş bağlayan, Taif'te taşlanan, Uhud'da dişinden olan oydu. O bu çileyi çekerken, kurduğu adalet düzeni sayesinde bugün İslam dünyası onun getirdiği ahlakın, kardeşliğin ve hukukun meyvesini yiyor. Kendisi bir devlet başkanı olduğunda bile lüks içinde yaşamadı, geriye maddi bir miras bırakmadı. 3. Bedeli Ödeyen Ağacı Diker Onlar, "Benden sonrakiler gölgesinde otursun" diye fidan diken bilge bahçıvanlar gibidir. "Kıyametin
Duygu ve Düşünce
Sahipsiz Mezara Dönmüş İnsan - Kavli Garib Çoban
Vakit o vakit değil, taa ki kendimi affedene kadar. Yorulduğunda gelirim, ne kadar oldu olmayalı?.. Çünkü sevgi kuşu hep gönüldedir. B/aşka zamandayız insan insandan kendini, kendinden esirgiyor. Derin bir insan derin sorular sorar kendine. Derin bir gönül hayatınızın derinliklerine iner. İki zeki insan aşık olamaz, gerçek aşkın bir aptala ihtiyacı vardır. Bir bak bakalım, ne kavgalar verdiğin hayat. Ne kadar sürüyormuş?.. Bu kadarcık süre!.. Bütün o kavgalara değiyor muymuş?.. Sanki dünyada sadece gündüzün bir saati kadar kaldıklarını sanırlar. Ahkaf-35) Sana temin ederim ki, yaşayabilmek için elimden gelen ve gelecekte de yapabileceğim her şeyi yapıyorum. Ey gönül bana inan. İki zeki insan aşık olamaz, gerçek aşkın bir aptala ihtiyacı vardır. Bir yere gitmeliyim, çok uzaklara. Yapmayacağım. O halde yeniden doğmalıyım, dönüşmeliyim!.. Kime, neye?.. Zamanında ölmek gibi. Ama sonuna kadar yaşamak. Dua böyle sesleniyor. Kendine layık ol. Ve putlarınıza cevaplamaya hazır olmayabileceğiniz sorular sorar. İki zeki insan aşık olamaz, gerçek aşkın bir aptala ihtiyacı vardır. Ve eğer bir gün gitmek istersen, benim için endişelenme, ben iyi olacağım. Dağda bir çoban çeşmesinin kıyısında diz çökerek, çamurla yeni bir kalp yapacağım kendime.
Ben Rabbime gidiyorum, O bana yol gösterecektir." (Sâffât Suresi, 99. Ayet) Hz. İbrahim’in putperest kavminden ayrılıp belirsizliğe, ama aslında en büyük güvene doğru adım atarken kurduğu bu cümle; sadece tarihi bir hicretin değil, insanın daraldığı her an ruhsal olarak sığınabileceği en güvenli limanın ifadesidir. Bu söz, arkasındaki tüm köprüleri yakıp yönünü tamamen hakikate, güvene ve teslimiyete dönen bir insanın teslimiyet manifestosudur. İnsan bazen dünyadaki yolların tıkandığını hisseder, adımları ağırlaşır ve etrafındaki sesler tenhalaşır. İşte tam o eşikte, "O bana yol gösterecektir" diyebilmek; belirsizliğin ortasında en net kılavuzu bulmuş olmanın verdiği o sarsılmaz iç huzurdur. Yolunuz açık, adımlarınız firasetli, yöneldiğiniz menzil ruhunuza şifa olsun. Kul niyetini saf tuttukça, O her zaman bir çıkış kapısı ve yepyeni yollar açacaktır.
1000Kitap
Rol Arkadaşım Perdedar - Kavli Garib Çoban
Rol Arkadaşım Perdedar - Kavli Garib Çoban Seni yolunu şaşırmış bulmuş, hidayete erdirmişti. (Duha - 7)) Her ne kadar açıksa da, yüz milyon sır orada meydana çıkar. Bu manadan Esmâullah’ın çevrelediği hicaplar ortada. Allah’ın Dâll İsm-i celâlinin, o zaman henüz peygamber olmayan Peygamberimizde, tecelli ettiğine işaret etmektedir. Ol deyince olduranın doksan dokuz adı ile. Senin kurbanın ne?… Gün akşamlıdır devletlüm, elbet biz de ölürüz. İnsan en çok sevdiğiyle sınanır. Eziyet edilen bir toprak oldu insan putperest yaşamda ama o Elif hâlâ anlaşılmadı. İbrahim kalbine en yakın olan ile sınandı. Asıl mesele; fark etmeden ilahlaştırdığın hangi arzudan özgürleşebildiğindir. İnsan bazen hurûf ilmine baş vurur. Ve teheccüt vakti Elif harfinin vahdet-i gösterdiğini söyler. O mânâ âleminden bir Elif dışarı atladı. Onu anlayanlar her şeyi anladı. Hepimiz peşindeyiz ama tanımlayamıyoruz. Para mı? Aşk mı? Başarı mı?… Yoksa hepsinden öte bir şey mi?.. Eziyet edilen bir toprak oldu insan putperest yaşamda ama o Elif hâlâ anlaşılmadı. Onu anlamayanlar da hiçbir şey anlamadı. Arayanlar, söğüt dalı gibi titrerler ki, bu Elif’i anlasınlar. Hiç zamanı değildi gidişin, beni biraz sev, sana hayranım. Attığın her adım, duyduğun her saat sesi aslında tek bir hakikate çıkar. Gittin; fakat canı hasretle beraber bırakıp gittin. Ben sensiz olan dostlar sohbetini bile istemem. Karşılıksız seven için en kötü duygu, onu her gün inciten davranışları hakkında bir suretle konuşmaya çalıştığında, suretin dinlemek yerine öfkelenmesi ve durumu ona karşı çevirmesidir.