Sonra birlikte evine çıktık. Sevgilim, ne olur bağışla, bu çıkışın, o merdivenlerin benim için ne anlam ifade ettiğini, nasıl bir sarhoşluk, nasıl bir şaşkınlık, nasıl delice acı verici, neredeyse öldürücü bir mutluluk olduğunu anlamanı beklemediğimi söylemeliyim. O anları bugün bile gözlerim yaşarmadan düşünemiyorum, gözyaşım da tükendi artık. Ama şunu sadece hissetmeyi dene; apartmandaki her yer, her nokta tutumla çepeçevre sarılmıştı, her biri çocukluğumun, özlemimin simgesiydi. Önünde seni binlerce defa beklediğim o apartman kapısı, senin ayak seslerini duymaya çalıştığım ve seni ilk defa gördüğüm o merdivenler, ruhumu vererek baktığım o gözetleme deliği, kapının önünde serili olan ve bir zamanlar üstüne diz çökmüş olduğum o paspas, anahtar kilidin içerisinde döndüğünde çıkan ve seni gözetlediğim yerden beni sıçratmış olan o ses. Bütün çocukluğum, bütün tutkum işte orada, o birkaç metrelik mekânda yuvalanmıştı, bütün hayatım orada geçiyordu ve şimdi de bir kasırga gibi üstüme çökmekteydi, çünkü her şey, ama her şey gerçek oluyordu ve ben seninle yürüyordum, senin yanında, senin evindeydim, bizim evimizdeydim.