arılar ve arısızlar ile bir yolun çiçeklerini suluyorum ayrıca uzun bir aradan sonra tekrar kitapların içine dalıp yüzeye çıkmamaya çalışıyorum, burada her şey benim ve her şey benimledir!
Babam kalkıp balkona çıkıyor. Sigara içecek. Bir derdi olup da söyleyemeyen bütün babalar gibi balkona çıkıp, kısa kollu gömleğinin cebindeki paketi çıkarmadan, bir tek sigara çekip yakacak.
“Evet, toplum ailesiz bir hiç, haklısınız." Öyle diyor. Her gün oto sanayiden eve beş karış suratla dönen babamsız bir hiç toplum. Akşama dek ruhundaki eski bir lekeyi çıkarmaya çalışır gibi hunharca evin orasını burasını ovan, kendinden büyük halıları çıldırmış gibi balkondan çırpan annemsiz bir hiç toplum. Allah'ın her günü giyilmekten dizleri çıkmış eşofman altımla gazetenin iş ekine bakarken, bir yandan "aslinda gitmek gerek buralardan" diye hayallenip, peşine "anne akşama ne pişircen?" diyen ben olmadan da bir hiç. Biz olmasak yıkılıvericek bir toplumun
Yataktan kalkıp burnumu yaslıyorum pencerenin ayazına. Dışarısı diz boyu kar. Hâlâ da yağıyor, şu içinde sahtecikten kar yağan küreler var ya, işte onlardan biri sanki dünya, biri sallıyor da sallıyor, göz gözü görmüyor. Mahalle dev bir doğum günü pastası, üstü kremalı. Kafamı evin ılığına çeviriyorum. İçerdeyim ve her şey yolunda.
Hani koltuğun ucuna oturursun her an kalkacak gibi, arkana yaslanıp rahat ettirmezsin ya kendini. Aynen öyle, her seferinde yeni bir hayatın ucuna oturdum ben de. Her an çekip gidecek gibi. Gibisi fazla, aslında hep biliyordum sanki zaten bir gün çekip gideceğim. Bakma her seferinde bu son deyişime, hep bir huzursuz, bir rahatsızdım kök salmaya elimin bir türlü varmadığı hayatlarda.