Düşünmek; insana, yaratıcı tarafından bağışlanan en soylu bir özellik değil midir? İslam, düşünmenin yolunu kesmemiştir. Asıl biz, düşünmeyi durdurduğumuzdan İslamla olan ilişkimizi gevşettik, hatta yer yer kopardık. İslam'a olan aşkımızı yitirdik. Düşünme bağımsızlığımızı yitirdik.
Bugün dünyanın dört bir bucağında İslam inancı yavaş yavaş tutuşan bir Hendek Savaşı'nın ilk kımıldanışları içindedir. Bu kez Bedir en önce değil, en sonra gelecektir. Her yandan tam bir düşman hendeğiyle çevrili bulunuyoruz. Onlara göre, bu son imha savaşıdır. Bize göreyse, varlığımızı artık bir daha inkar edemeyecekleri kadar net bir hale getireceğimiz bir ispat savaşıdır.
İnsansa, kutlu rüyalardan bile uzakta uyumaktadır. Şafak gelmiş kapıya dayanmış, bıçak boğazda, güneş ırmakta, kuzu annesinin memesine yaklaşmakta. Yine de insan uyumaktadır.
Yeni yetişen kadro, tam anlamıyla batıya adapte olmuş bir kadrodur İslam Dünyasının her tarafında böyle bir adaptasyon nesli köşe başlarını tutmuştur. Bu nesiller öyle yetişmiş ve yetiştirilmiştir ki, batılılardan çok kendi kültürümüze karşı koymakta, direnmekte, savaş açmaktadırlar. Bunlar için, İslam ideali ve kültürü bir alternatif bile değildir. Alternatifleri, yetişme tarzlarına, mizaçlarına, zevklerine, zekalılarına, yeteneklerine ve çıkarlarına göre; İngiliz, Fransız, Alman, Amerikan ve Rus ideolojileri kültürleri ve insan örnekleridir. Bu adaptasyon olayı, katı bir narsisizm cilası altında dipsiz bir aşağısı duygusundan beslenen bir batı romatizminin gölgesinde yürüyüp gitmiştir uzun süre.