Zamansız boşluğun ardından beklenilen mucizeye olan ümit kadar yeis taşıyabilir mi insan ?
Ne mutlu ne kederli.Tam olarak bir yönü seçememek .Sanırım bekleyişin oluşturduğu garip bir his .
Kitabımızda ismi verilmeyen kahramanımız sevdiğinin ansızın gidişinden sonra düştüğü boşluğu kendini dışardan izleyen bir gözle diriyken nasıl ruhunun öldüğünü sohbet havasında bize aktarıyor .Bağlanmanın acısını günlük yaşamda sıradan olaylara derin anlam yükleyerek bir nevi acının boyutunu ifade ediyor .Kitapta yanlış aktarım yapılan bir bölüme değinmek istiyorum .
Sayfa 27.deki son paragrafta “…. Cennetten kovuldunuz .Kendi ellerinizle inşa ettiğiniz düşsel cennetinizden aşağıya düşüverdiniz.İki sürgün ,iki yabancı gibi dünyanın en uzak yerlerine savruldunuz”
Burada gelen bir buyruğun ceza olarak anlatılması hoş değil .Üstelik onlar yeryüzünde Allahım Halifeleri olarak gönderilmişlerdir ;zaten insanoğlunun yaratılışının birinci gayesi de bu değil mi ?