Tam olarak olmasa da birazcık spoiler içerebilir.
Çiftçi bir ailenin çocuğu olarak kitapta anlatılan anne baba kahramanları o kadar tanıdık geldi ki, hiç zorlanmadan okudum.
Birinin ve onun yaptıklarının değerini, beraber yaşadığımız anların, yaptığımız her şeyin aslında ne kadar kıymetli olduğunu; hikayelerle ve küçük detaylarla kalbimize hissettiren bir anı-roman. Kaybettiğimiz kişinin ardında oluşan bir boşluk, zaman kayması, sessizleşmeyi anlatırken, yazarak ve anılarla iyileşmeyi, bu hayatta ona dair bir iz bırakmaya çabalıyor yazar.
Ailemizin sürekli bir şey yapması, üretmesi, çalışması belki de bize yaptıkları sevgi gösterisi. Kimisi bunu yıllarca bahçe yapmakla, kimisi gözleri bozulmasına rağmen hala bize atkı örmekle vs gösteriyor olabilirler. Sonuçta anne babalarımız (çoğu) sert ve ataerkil bir ailede büyümüş, sevgi onlara saçları okşanarak değil somut şeylerle gösterilmiş.
Bahçıvan olan babasını kaybetmesi üzerine yazdığı bu roman ölümün yalnızca bir hayatın son bulması olmadığını, kaybettiğimiz kişiye ait gelecekteki tüm zamanların, hafızamızda kalan varlık ve zamanla ilgili olduğunu da ortaya koyuyor. Yazar sadece yasını değil, ölümü anlamlı kılmayı çabalamasını da anlatıyor.
Kayıpla ilgili yasını, yaşadıklarını ve duygularını sade bir şekilde anlatan yazar sadece kendi yaşadıklarıyla ve düşünceleriyle sınırlı kalmıyor. Yazar, ölüm ya da insanın sonluluğu ve yası hakkında bir çok yabancı yazarın felsefi düşüncelerini de hikayelerinin arasına ekleyerek yardım alıyor.