“Yüzlerce kez canıma kıymanın eşiğine geldim fakat yine de seviyordum hayatı. Bu gülünç zaaf belli de en vahim eğilimlerimizden biridir; biteviye yere çalmaya can attığımız bir yükü daima taşıma arzusu, varlığından iğrenmek ama yine de yapışmak o varlığa, velhasıl, bizi yutmakta olan yılanı, kalbimizi kemirinceye değin okşamak… Bundan daha aptalca bir şey olabilir mi?
Aylin Balboa, kendine has dili olan ve kitapta bunu olağanüstü bir şekilde kullanarak ciğerimizi delen bir yazar. Tebrik ederim, oturduğum yerden kalkamadım.
Yas sadece ölüm için mi yaşanır? Çok sevdiğimiz bir eşya kaybolduğunda, çok sevdiğimiz hayvanımız kaçıp gittiğinde ya da çok sevdiğimiz, aşık olduğumuz favori insanımızdan ayrıldığımızda ve ilişkimiz bittiğinde de yas tutarız. Yazar kitapta son bahsettiğim olay üstüne o kadar müthiş bir yas ve iyileşme süreci yazmış ki… Yasın aşamalarını (inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme) tokat gibi cümlelerle her bölümde yavaş yavaş anlatmış.
Sevdiğine ve ilişkisine veda ederken aynı zamanda kendini bulmayı hedeflemiş bir kadının kısa ama çarpıcı mektuplarından oluşmuş, okurken bir yandan ağlatıp bir yandan güldürmeyi başaran bir kitaptı.