Bugünlerde daha iyi anlıyorum ki, insanları güçlü kılan en temel şey inançmış. Yaratana, kadere, aileye, dostuna, evladına, geçmişine veya geleceğine... Bir şeylere şüphesiz güvenmek bireyde içsel bir güç oluşturuyormuş.
Bir gün, en hazırlıksız anımda elime tutuşturdular hayatı... Ne yanında bir kullanma kılavuzu vardı, ne de yanımda bir yoldaş. İçime de bir fidan ekmemişlerdi ki, o serpilip ağaç olsun da onun dallarına tutunayım. Doğduğum gün değil ama işte o an koymuşlardı caminin avlusuna. Acımadan ve arkalarına bakmadan uzaklaşmışlardı cüzzamlı birinden kaçar gibi.
Benim yaşamış olduğum hayatın ne bilindik hadiseleri vardı ne de uçlarda karmaşa içindeydi. İkisinin ortasıydı galiba. Bir yandan varlığıma her gün şükrederken diğer yandan da yok olmam için dua ederdim. Melankolik de değildim, kalender de.
Kusursuzluk, herkesin ulaşmak istediği bir şeydir. Fakat insanın kusurları, çoğu zaman bir alanda iyi olana ulaşmak için bir neden ve güç oluşturur. Çatlak yoksa ışığın girebileceği bir alan da yoktur.
Hepimiz bu hayatın ve bu zamanın ziyaretçileriyiz. Gözlemlemek, öğrenmek ve sevmek için bu dünyaya geldik ve hepimiz gelip geçiciyiz. Nefes aldığımız sürece her gün yeni bir umuda sahibiz.
Bir gülümseme, karşınızdaki insanın ruh halini iyiye doğru değiştirebilir ve insanların sizi kabullenmesini kolaylaştırır. Gülümseme en masum temastır.