Fark ettim ki, ilk kez, ne bir tarafım ne öbür tarafım, sadece ben ve külsüz, dumansız yangınım, dört yapraklı yonca, boru otu veya ayçiçeği gibi, tek taştan oyulmuş mücevher gibi, yekpare, kendisi ve bitarafım.
"Aynadaki kadın benim zıttım," demişti. "Ben ne kadar ev haliysem o, o kadar sokak. Ben solgun isem, o başını alıp giden. Ben gündüzüm, o gece... Çapkın, güçlü, özgür."
Ne olmuştu da, "Seninle dünyanın her yerine gelirim." Diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen'di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?