Modern kişi; gelenekten, toplumdan, paylaşılan anlamdan kendini koparmıştır ve bu özgürlük ahlaki ilişkilerini ve onun üstünden ruhsal iyiliğini etkiler. Benlik geleneksel anlam sağlayıcılarından bir kez azat edildiğinde, insanlar kendileri dışında ahlaki referans noktası bulamaz hale gelirler. Ahlaki endişeyi besleyen çatışmalar, mahrem/özel alan halısının altına süpürülüverir. Ahlaki karar ve katılımlar, geleneksel kılavuzların yokluğunda, bir seçim ve keyfiyet meselesi haline gelir. Sonuç: “benim için iyiyse iyidir!”
Modern bireycilik, insan ilişkilerinde rehber olarak sosyal uzlaşının peşinde değildir.Bilgi ve hakikati artık sadece mahrem öznel yaşantıyla ulaşmak mümkündür. Modern benlik o kadar büzüşmüş, sosyal bağlamdan kendisini o kadar geri çekmiştir ki bu durum bazılarını başkalarıyla tüketim ve eğlence dışında hiçbir şey paylaşamaz hale getirir.
Meşruiyetini kaybetmiş bir dünyada yaşıyoruz. Hiç kimse, hiçbir grup veya kurum toplumsal uzlaşıyı sağlayacak kertede güven ve inanılırlık sunamıyor. Büyük iddiaları olan kişi veya gruplara karşı şüphecilik günün geçer akçesi. Postmodern İklimde fesat kuramlarına veya kurbanlık anlatılarına bel bağlayan yerel görüşler öne çıkıyor, zira bu hikayeleri paylaşanlar güçsüz olduklarını söylüyor. Dilsizin dili. Güçten yoksunluk, bu hikayelerle telafi ediliyor. Eğer birileri mağdursa, bir sorumlusu olmalı bunun; kontrol edenler, iktidardan yararlananlar, gayrimeşru olarak gücü elde edenler…
Daha belirli bir tanımla; psikoterapi, ötekine içinde bulunduğu şartlara ilişkin çözüm üretmesinde ya da onlarla daha iyi başa çıkabilmesinde yardımcı olmayı amaçlayan sistemli diyalogların tamamıdır.