Ah dedem! Bugün yine sana yazmak, anlatmak istedim. Başardım deyip sarılmak istedim. Sana verdiğim sözleri tuttum dedem. Hep çok güçlü durdum. Çok zorlandım be dedem. Senden sonra o halletiğimizi sandığım problemler tekrar ortaya çıktı dede tek başıma uğraşmak çok zordu. Kocaman yüreği olan birisi var dedem yanımda keşke tanısaydın eminim çok sevecektin onu. Bahsetmiştim sana. O benim en iyi arkadaşım. Beraber istediğimiz üniversiteyi kazandık ikimiz. Keşke seninle beraber kutlayabilseydik. Bugün benim doğum günüm ama çok acı çekiyorum. Tarifsiz acılar... Tam böyle telefonu elime aldım seni arayacaktım dede başardım diyecektim ama sonra bir an olmadığını fark ettim. Oturup hüngür hüngür ağladım. Kazandım ama bir yanım hep eksik. Bir yanım hep acıyor. Söz verdiğim gibi gömleği alamıyorum sana. Onu almanın zamanı gelmişken nerdesin dede? Niye alamıyorum dede sana? Sanırım üstünden yıllar bile geçse benim acım hiç hafiflemeyecek. Bugün 18 yaşıma girdim. Mutlu olmam gerekmiyor muydu? Ama neden mutlu olamıyorum? Bugün ikimizin en özel günü olmayacak mıydı? Neden tek kaldım? Yoksun işte dedem. Doğum günlerini kutlamayı pek severdim bilirsin dedem ama sen gittikten sonra hiçbir anlamı kalmadı benim için. Hiçbir...
"Siz insanlar, bir konuda sürekli bu aptalca, bu iyi, bu kötü diye bahsetmek zorunda mısınız? Hem ne demek bütün bunlar? Davranışların kendi iç koşullarını araştırıyor musunuz hiç? Bunun niye olduğunun, niçin böyle olmak zorunda olduğunun nedenlerini bulmaya çalışıyor musunuz? Bunları yaparsanız, yargıda bulunurken böyle kestirmeye kaçmazsınız."