-Gözden, ırak olan gönülden de ırak olur mu efendimiz?
-Hayır Olric. Yüreğinde bir yer açıp oraya oturttuğun her kimse, seninle birlikte gider her yere.. Oğuz AtayTutunamayanlar
"Evlilik aşkın mezarıdır,” diyorlar. İnsanı yakan, bütün benliğini esir eden o benzersiz tutku, yani aşk, evlilikle son bulurmuş. Bunlar birinci sınıf aşk filozofları, yani ya tamamen budala ya da kocaman birer yalancı. Bir de, “Sağlam temellere oturan evlilikler, yakıcı ilk aşk devresinin yerini tatlı ve derin bir arkadaşlığa bıraktığı birleşmelerdir,” diyorlar. Ekliyorlar:
"Zaten evliliği çekilir hale getiren öge ortak zorluklar ve bunlara beraber dayanma gücüdür." Bunlar da İkinciler, bence yarım akıllılar grubu. Bir de ben, daha doğrusu biz varız, üçüncüleriz biz. O dedikleri sağlam arkadaşlığı da anlarız, yakıcı aşkı da hepsinden iyi biliriz. Ama bizim onlardan ayrıldığımız nokta, bu iki tatlı gönül durumunu bir arada yaşatmaya çalış mamız ve bunu başarmamız. Güçlü ve görkemli bir gönül coş kunluğu ve bunun yanında bir laboratuvar çalışması gibi sakin, gerektiğinde bütün bir yaşamı bile harcayabilecek bağlılık. Bi zim başlıca derdimiz ne biliyor musun yavrum? Birbirimizi çok sevmemiz. O denli bağlıyız ki birbirimize... Sevdamız kadar korkularımız ve tutkularımız da güçlü bizim.
Bazı insanlar kendi lerini kabul ettirmek, sevdirmek için çok çaba gösterir;
bazılarındaysa hiç böyle bir niyet yoktur, olduğu gibi yaşar ve sen yavaş yavaş ondaki kaliteyi keşfettiğin za man hayranlığın artar.
Sevdanın temelinde belki de bu vardı; seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsenmen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak... İşte bu, sevdanın ilk adımı değil miydi?
Aşk, onun çözülemeyecek denkleminde bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu içinde, sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu.