Kitap, tâbiri yerindeyse, su gibi aktı. Daha önce aynı durumlarda bulunduğum için midir bilmem, çok etkilendim. Özellikle karakterin kardeşine yazdığı mektup kısmı; yalnızlığın, korkunun, yetersiz hissetmenin ve tüm bunlar dolayısıyla kendinden ve hayattan vazgeçmenin ve de sonucunda öz nefretin daha da artmasının nasıl hissettirdiğini mükemmel bir şekilde yansıtmış.
Pedofili olayına gelince, bundan bahseden kişilerin neden rahatsız olduğunu gayet iyi anlıyorum. Ve kitabın yazıldığı zamandan dolayı Zweig'e yönelik bir eleştiri olmadığını da. Zweig'ın zamanında bunu yazması ne kadar normalse, bizim zamanımızda okuyucuların rahatsız olması da o kadar normal. İlk okuduğumda beni de bir çekinme aldı, yalan yok. Ama çok da rahatsız edici bir durum göremedim. Ana karakter henüz on sekizine yeni basmış. On dört yaşındaki bir lise bir öğrencisi ile on sekiz yaşındaki bir lise son sınıf öğrencisi arasında bir ilişki olsaydı insanlar bundan rahatsızlık duymazlardı. Belki yakıştırmazlardı fakat kimse etik açıdan yanlış bulmaz, kesinlikle pedofili olarak görmezdi. Tabii buna rağmen, dediğim gibi birinin bundan memnun olmaması gayet anlaşılır bir şey. Gün geçtikçe bu tabular daha da belirginleşiyor ki belirginleşmeli de zaten. Fakat bu kitapta, belki de bu kadar rahatsız hissettirmesinin sebebi, en azından bana göre, kıza ilk başta bir çocuk gözüyle bakması. Özellikle kız kardeşi ile aralarındaki benzerlikleri bu kadar vurguladıktan sonra kıza dair romantik hislerin gelişmesi asıl tuhaf olan şey bana kalırsa.