Camus bir mektubunda Maria’ya salı günü kavuşacaklarını söylüyor. Kavuşacaklarını ve sonra her şeye yeniden başlayacaklarını... “Seni tekrar göreceğim fikri beni öyle mutlu ediyor ki yazdığım sırada gülüyorum... Seni öpüyorum ve sarılıyorum sana salı gününe kadar, baştan başlayacağım güne kadar.”
İnsan nasıl bu kadar uzağında durabilirdi kendisinin? Kendisi neydi, hangi zamanda gizliydi? Bir çocukluk düşünde muhakkak. Bir zamanlar olmak istediği kişinin gölgesinde. Ne kadar da uzakta kalmıştı o eski gölge. Ne kadar da uzaktaydı çocukken olmak istediği kişiden.
Bence kim olduğumu tuttuğumuz değil, tutamadığımız sözler belirliyor, artık bununla savaşmıyorum. Derin derin nefes alırken kendime şefkat duyuyor ve her şeyi bağışlayıp sevgiyle kucaklıyorum diyemeyeceğim, ne kadar uğraşırsam uğraşayım kendimle o şekilde muhatap olmuyorum. Ama galiba artık hiçbir şeyi eskisi gibi takmıyorum.
Hayatımızın başlangıcı sonuna göre ne kadar da farklıdır! Başlangıç asılsız umutlarla, çılgınca arzularla, bedensel zevklerin arzularıyla doludur, fakat kaçınılmaz son bütün uzuvların çözülüp dağılması ve cesetlerden yayılan fena kokulardır.