ikisini rüzgâra kapılmış, toprağından uzağa düşen iki tohuma benzetiyor.”
“Yahut kuşun biri daha sonra yemek üzere gagasında sakladı bizi,” diyor. “Ama uçarken yanlış iklimde yere düşürdü. Ondan böyle ayrıksıyız.”
“Ama insan, hayatın bir yerinde iyi kötü bir bütün olmak istiyordu, kırık dökük de olsa bir bütün ya da ona yakın bir şey. İnsan bu yüzden hatırlıyordu her şeyi, zamanı gelince istemese de parçaları bir araya getiriyordu. Ama zaman içinde pek çoklarının ruhu taşlaşmış oluyordu, çoğunluk bir şey hissetmiyordu, çoğunluk aynada kendine baktığında gördüğü sahte bütünden hoşnut kalıyordu.”
“Merak etmeliydim, ne oldu, niye oldu diye.
Yapmadım. Eğlenmeyi seçtim.”
“Herkes gibi.”
“Ama nasıl unutabildi herkes? Bunu, öncekileri, sonrakileri. Nasıl hiç yaşanmamış gibi devam edebilirler?”
“Senin dediğin gibi. Duygusal taşlaşma çağı.”
“Ama bir bedeli olmalı bu taşlaşmanın.”
“Var,” dedi Mürşit “lanetlendik.”