Çöküşün keskinliğine dair kimilerinin sahip olduğu bu sezgi, başkalarının tepkileriyle karşılaştığında işler iyice karmaşıklaşıyor. O zaman devreye, yaklaşan eşik üstü bir olay karşısında toplumun eylemsizliğini bireysel iradelerin üst üste eklenmesinden daha iyi açıklayan “speküler” bir mekanizma girer. Çöküşün yakın olduğuna ikna oldum diyelim, bunu da yakınlarımla ya da tanıdıklarımla paylaşmaya çalıştım. Birkaçının benimle hemfikir olması mümkün, fakat şimdilik ve genellikle çoğunluğu, küresel ekolojik konuların gayet farkında olanlar dahi önce inkâra sığınacak, bilişsel uyumsuzluğa düşeceklerdir. Sonuçta bu insanlar çöküşü durdurmak için kolektif bir eylemde bulunmayacaklardır. Dahası, paradoksal şekilde, insanların çoğunluğu çöküşün yakınlığına nihayet ikna olmuş olsalar dahi (mesela Fransa'da) bu çoğunluğun tehdide karşı etkili bir şekilde harekete geçmek için örgütlenmesi pek olası değil. Etkili bir şekilde derken şunu kastediyorum: Bu hipotezin gerçekleşmesine karşı mücadele etmek için büyük kaynakları hızla seferber etmek ve bireysel ile kolektif davranışları gerektiği şekilde değiştirmek. Belirli bir bölgede insanların çoğunluğunun dehşet verici bir gerçeğe içtenlikle inandığı ancak kimsenin (ya da neredeyse hiç kimsenin) bu gerçek karşısında bir şey yapmadığı bu tür durumların örnekleri çoktur. İklim değişikliğinde mesela durum budur; Avrupa vatandaşlarının çoğu bunun insan kaynaklı bir olay olduğunu kabul ediyor ama son yirmi beş yıldır bu olguyla mücadele etmek için ortaya konulan bireysel girişimler ve kamu politikaları içler acısıdır. Aynı durum 20. yüzyılın son çeyreğinde Saddam Hüseyin diktası için de geçerliydi; Iraklıların çoğu bunu zulüm görüyordu fakat bu bireysel görüşlerin toplamı rejimin devrilmesine yol açmadı. Iraklılar nefret ettikleri bu