Soğuk Savaş'la birlikte Sovyetler, Türkiye'deki propaganda faaliyetlerini artırmaya başladı. 1950'lerin ortasında Ankara'da görevli olan Sovyet casusu Oleg Penkovski'nin hatıraları, Sovyet istihbaratının Türkiye üzerine özel psikolojik harp yürütmek için Batum, Sohum, Leninakan ve Sivastopol'da merkezler kurduğunu açığa çıkarmıştır. Bu operasyonların temel amacı, Türkiye'nin Batı yanlısı bir tutum sergileyen hükümetine karşı ülke içinde güçlü bir muhalefet yaratmaktı.
Sovyetler'in yanı sıra sürgündeki Türk komünistler de hükümeti Amerikan emperyalizminin bir kuklası olmakla suçluyorlardı. Komünist propaganda sadece hükümeti değil, NATO ve CENTO'yu da Sovyetler'in bölgedeki çıkarları doğrultusunda hedef tahtasına oturtmuştu. Örneğin, Avrupa Kürt Öğrenci Birliği, Temmuz 1959'da Viyana'daki 4. kongresinde CENTO'yu Batı emperyalizminin bir aracı olarak lanetliyor; Kürtlerin bağımsızlığı için Sovyetler ve Iraklı Komünistlerle ortak çalışma çağrısı yapıyordu. Bu noktada Türkiye ve Batılı müttefiklerinin çıkarları örtüşüyordu; CENTO ve NATO da ortak psikolojik harp operasyonları için uygun bir zemin oluşturuyordu.