Bütün bu gelişmeler, Sovyetler'in Türkiye'ye karşı kullanabileceği güvenlik tehditleriydi. 1946 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye iletilen gizli bir raporda bu değerlendirme yapılarak Sovyetler'in, nüfuzunu İran'ın ötesine taşımayı umduğu not ediliyordu. Ayrıca Sovyetler Birliği içerisindeki Kürtlerin 1920'lerden itibaren kolhozlara gönderilmesi; Kürtçe eğitim veren okulların açılması ve Erivan'daki Lenin Enstitüsü'nde Kürtologların eğitilmesi de bölgedeki Kürt ayrılıkçı hareketine destekleyici etki yapıyordu. Zaten savaş dönemi Sovyet propagandası da Kuzey İran'da bir Kürt ayaklanması çıkarmaya yönelikti. İran'dakine benzer hadiselerin Türkiye'de yaşanmasını ve sızmaları önlemek adına güvenlik ve istihbarat birimleri doğu sınırını çok yakın gözlem altına almıştı.
CIA de 1959 yılında yaptığı değerlendirmede, Sovyetler Birliği'nin Kürtler arasında etkisini artırmayı ihmal etmediğini; Kürt gruplarının, İran'daki diğer faaliyetlerinin yanı sıra, bilhassa Şah'ı zayıflatmak ve yıpratmak için kullanıldığı varsayımında bulunmuştu. Bununla beraber CIA analistleri, "bağımsız Kürdistan olasılığının çok düşük olduğunu, Kürt grupların Türkiye'ye asgari düzeyde güvenlik tehdidi oluşturduğunu, Türkiye'de devletin ve ordunun Kürtler'i uzun zamandır sıkı kontrol altında tuttuğunu ve hatta bir kısmını asimile etmeyi başardığını" belirtmişti. Fakat o dönemde Ankara'nın değerlendirmesi tam olarak bu yönde değildi.
Rusların, ayrılıkçı Kürt grupları dış politika aracı olarak görmesinin geçmişi, Osmanlı İmparatorluğu ve Çarlık Rusya'sı arasındaki mücadelelere dayanır. Çarlık Rusya'sı da Kürt ayaklanmalarını Osmanlılar aleyhinde kullanılabilecek yıkıcı araçlar olarak görmüştü. 1945'ten sonra ise Türkiye'nin temel endişesi, bölgesel ve dış politika çerçevesinde ayrılıkçı Kürt grupları ile Sovyetler arasında kurulabilecek bağlantılardı. Uluslararası siyasette bu endişeleri haklı çıkaracak ilk örnek, Birleşmiş Milletler'in kuruluşunu tartışan 1945 San Francisco Konferansı'na Kürt gruplardan temsilcilerin davet edilmesi oldu. Türk heyeti, durumu yakından takip ediyordu. Bölgesel düzeyde ise 1946 yılında İran'da Mahabad Kürt Cumhuriyeti ile Irak'ta Kürt Demokrat Partisi'nin kurulması, Ankara'yı tedirgin etti. Kürt siyasetindeki bu gelişmeler; Beyrut, İran'ın batısında Sauj Bulagh ve Irak Komünist Partisi bünyesinde olmak üzere üç adet Sovyet destekli propaganda merkezinin aynı yıl kurulması ile devam etti. Ayrıca tam da bu dönemde Sovyetler, bölgede bağımsız bir Kürdistan'ın kurulmasını desteklediklerini ilan ettiler.
Her ne kadar MAH, ülkedeki komünist hücrelerin üstünde sıkı bir baskı kursa da bazı komünistler ya da sempatizanları devlet dairelerine sızabiliyordu. Örneğin MAH, 1958 yılında Saim Polat isimli bir Türk diplomatın, gizli diplomatik ve askeri belgeleri Bulgaristan istihbarat servisine sattığını tespit etti. Saim Polat'ı aylarca takip eden MAH ajanları, onu tam belgeleri teslim etmeye götürürken yakaladı. Mahkemede ihanet ve casusluktan idama mahkûm edilen Polat, daha sonra cezasının hafiflemesiyle 15 yıl ağırlaştırılmış hapse mahkûm oldu. Saim Polat'ın casusluğu hakkında Washington'a bilgi veren büyükelçilik görevlisi John Goodyear, raporunda şu sözlere yer vermişti: "Hem Saim Polat'ın hem de ele geçirdiği belgelerin kalibresi çok düşük fakat Türk Devleti, ne kadar zararsız olursa olsun ihaneti görmezden gelip, müsamaha gösterecek bir yapıda değil." Kamuoyu, Polat'ın Bulgarlar'a çalıştığından haberdar edilmemişti. Ayrıca, Bulgaristan temsilciliğine de herhangi bir nota verilmemişti. Hatta mahkeme kararında Bulgaristan'ın adı bile geçmiyor; basın açıklaması ve mahkeme kararında, Polat'ın yabancı bir ülkeye casusluk yaptığı belirtiliyordu. Bu durum küçük ölçekli bir olay olduğundan Ankara Bulgaristan'la gereksiz bir gerginlik yaşamak istemedi.
MAH'ın 1946 ve 1947 yılında düzenlediği bir dizi operasyon, komünist hücrelerle Sovyetler'in bağlantısını tespit ederek, İstanbul'daki Sovyet Konsolosluğu'nda sekreterlik görevi yapan Kitai Gorisdoski isimli bir kişinin bu bağlantıyı sağladığını ve hatta Türkiye'deki komünist gruplara lojistik ve maddi yardım yaptığını ortaya çıkaracaktı.