Enes

Enes
@ravachol
INTJ, 5w4.
İstihbarat diplomasisindeki karşılıklı güvensizliğin bu ilişkinin temel bir parçası olduğunu anlamak için Amerikalılar ve Türkler'in konuya yaklaşımını incelemek gerekir. Buradaki en önemli örnek, Kanada Büyükelçisi Odlum'un emekli olmadan önce, İngiliz Başbakanı Winston Churchill'e Ekim 1952'de gönderdiği gizli rapordur. Odlum'un bildirdiğine göre, Ankara, Üçüncü Dünya Savaşı'nın kaçınılmaz olduğuna ve nükleer silahların kullanımını da içeren bu savaşta Türkiye'nin ön cephede yer alacağına inanıyordu. Türkiye'ye göre, ilk Sovyet saldırısı Batı Avrupa yerine İstanbul Boğazı, İran Körfezi ve Süveyş Kanalı'nı hedef alacaktı. Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir direniş gösterse de nükleer silahlarla takviye edilmiş Sovyet ordusu karşısında Batılı müttefiklerinin yardımı olmadan dayanabilmesi imkânsızdı. Ankara, İngiltere'nin desteğinin yeterli olmayacağının farkındaydı ve hatta İngiltere'nin mevcut kuvvetlerini Türkiye'yi savunmak için göndereceğinden kuşku duyuyordu. Bu nedenle bölgede Amerikan varlığını sağlamak için güvence elde etmeye çalışıyordu. Türkiye'de Amerikan üslerine izin verilmesi ve U-2 gibi riskli operasyonlara ev sahipliği yapma isteği, bu stratejik görüşle açıklanabilir.
Sayfa 154
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ankara'daki yeni rejimin Amerika'ya karşı değişen tutumu, popüler bir hale gelerek ülkedeki Amerikan karşıtlığını tetikledi. Sonuç olarak, Ekim 1961'de cuntanın sivil hükümete geçmesinin ardından, 1960'ların ortalarından itibaren SOFA Anlaşması gizli ekleriyle birlikte yeniden müzakere masasına yatırıldı. Bu müzakereler Temmuz 1969'da tamamlandı ve sonucunda Türkiye, üsler üzerinde daha fazla yetki elde etti; bazı sinyal istihbarat operasyon üsleri Türkiye'ye devredildi. Mevcut Amerikalı görevli sayısı 27 binden 6,400'e indirilerek, TUSLOG Det 3-1 (Trabzon) ve TUSLOG Det 3-2'nin (Samsun) operasyonel yetkisi Türk Silahlı Kuvvetleri'ne devredildi.
Sayfa 152
NATO'nun 1958 yılında Türkiye üzerine yaptığı çok gizli bir değerlendirme, Türkiye'nin en önemli iktisadi probleminin, Türk ekonomisinin ödeme kabiliyetini aşan kalkınma programının yarattığı enflasyonun kontrolü ve cari açık olduğunu vurguluyordu.
Sayfa 152
Eisenhower'ın CIA direktörü Allan Dulles, Kongre'ye verdiği gizli bir beyanda, U-2 casus uçaklarının Sovyetler'de beş ana hedefi olduğunu belirtmişti: Bombardıman uçakları, füzeler, atom enerjisi, denizaltılar ve hava savunma sistemleri. Tüm bu hedefler, Sovyetler'in nükleer saldırı kapasitesini ölçmek için birbiriyle bağlantılı verilerdi. Eisenhower, U-2 uçuşlarını onayladıktan sonra, Sovyetler etrafındaki bu çok gizli ve riskli operasyonlara ev sahipliği yapacak müttefiklere ihtiyaç duyuyordu. Birçok ülke, uçuşların ortaya çıkması halinde Sovyetler'den gelebilecek karşı saldırıların riskini almaktan çekiniyordu. Örneğin, Fransız Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle, Amerikan mevkidaşına bu operasyonların bir parçası olmak istemediklerini açıkça belirtmişti. Oysa Adnan Menderes, İncirlik üssünün U-2 operasyonlarında kullanılmasına hemen onay verdi. U-2 operasyonlarından sorumlu CIA görevlileri Richard Mervin Bissel, Arthur C. Lundahl ve Anthony D. Marshall, Menderes ile buluşarak Türk topraklarının bu operasyonlar için kullanılmasını talep ettiler. Bu ilk onayın ardından Anthony D. Marshall, U-2 operasyonları için Ankara ve Adana'yı sık sık ziyaret etti ve operasyonları daha yakından yönetmek amacıyla 1958 yılında CIA İstanbul istasyon şefi olarak atandı.
Sayfa 151
SOFA Anlaşması'nın onaylanmasının hemen ardından Türkiye ve Amerika arasında Amerikan istihbarat ve askeri üslerinin Türkiye topraklarında konuşlanmasına izin veren bir dizi gizli resmi ve gayrıresmi anlaşma yapıldı. Burada önemli olan nokta, SOFA Anlaşması'nın Bakanlar Kurulu onayından geçmesine rağmen, peşi sıra gelen istihbarat üsleriyle ilgili gizli anlaşmaların çoğunlukla TSK ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından karara bağlanmış olmasıdır. Bu durum, istihbarat diplomasisinin önemli bir özelliğine ışık tutar. İstihbarat hususundaki diplomatik ilişkiler, Dışişleri Bakanlığı ve Amerikan Büyükelçiliği'ni baypas ederek Türkiye'deki JUSMMAT Başkanı ve Genelkurmay'daki irtibat subayları tarafından gerçekleştiriliyordu. Büyükelçilik ve Dışişleri Bakanlığı ise yalnızca gerekli siyasi adımlar atılması gerektiğinde bilgilendiriliyordu. İstihbarat diplomasisinin diplomatlar yerine uzman istihbaratçılar tarafından yürütülmesi önerisi, daha sorunsuz çalışmalarını ve etkin işbirliğini sağlayabileceği gerekçesiyle Amerikalılar tarafından getirilmişti. Ne var ki bu durum hem Türkler hem de Amerikalılar açısından istenmeyen bir sonuç doğurdu. Genelkurmay, dış politika dâhil olmak üzere Türk milli güvenlik politikasında giderek daha fazla etki sahibi olmaya başladı. Diplomaside daha fazla rol sahibi olan Genelkurmay, sivil-asker ilişkilerini kendi lehine değiştirecek ve Menderes yönetimini deviren ve lider kadroyu idam eden 27 Mayıs 1960 darbesine yol açacaktı. Darbe sonrası yönetimi ele alan askeri cuntaysa, daha önceki sivil hükümetlerin aksine, Türkiye'deki Amerikan istihbarat faaliyetlerine eskisi kadar tolerans göstermeyecekti. Bilakis cuntanın daha bağımsız bir dış politika izleme isteği doğrultusunda, Türk-Amerikan ilişkileri revizyona girecekti. Hepsinden önemlisi,
Sayfa 148