Başta Ömerler (ra) olunca komutanlar da Halid (ra) gibi yenilmez yiğit olur. Halid (ra) gibi yiğitler oldukça da başta Ömer (ra) gibi adalet timsali insanlar olur. Zira biri olmadan diğeri doğmuyor, biri doğmadan diğeri olmuyor...
Hz. Ömer (ra), Efendimiz'in (ﷺ) kaldığı
çadırın içine girdi. Gördü ki çadırın hasırı Efendimiz'in (ﷺ) mübarek yüzüne iz yapmış, gözyaşlarını tutamadı ve ağlamaya başladı. Efendimiz (ﷺ): "Niye ağlıyorsun Ömer?" diye sorunca da: "Senin şu haline ağlıyorum. Kisralar, kayserler, melikler, krallar bu kadar rahat içerisinde yaşarken senin yatacak bir yatağın bile yok. Hasır yüzüne iz yapmış. Nasıl ağlamam ya Resûlullah?" dedi. Efendimiz (ﷺ) onu orada da teselli etti ve: "İstemez misin ey Ömer! Dünya onların, ahiret bizim olsun?" buyurdu.
Kudüs ne zaman Hz. Ömer'in(ra), Selâhaddîn Eyyûbi'nin, Osmanlı Devleti'nin eline geçse ancak o zaman huzur bulur.
Kudüs'ün yine huzura ihtiyacı var ama biz sahâbelerle aynı gönlü taşımadıkça, Kudüs bizden maalesef uzak kalmaya devam edecektir. Biz kalben onlara benzemedikçe, meydanlarda "Kudüs" diye bağırmamız fayda etmeyecektir.
Hz. Ömer (ra) devenin üstündeki hizmetlisini çekerek Kudüs'e girer ve her gören: "Vallahi müjdelenen insan budur. Kudüs'ü vereceğimiz Emirü'l- Mü'minin Ömer'dir (ra)." der.
O gün bir papaz anahtarı teslim ederken ağlar. Ona: "Sana emniyette, güvende olacaksınız, size ilişmeyeceğiz dememize rağmen niye ağlıyorsun?" diye sorulduğunda: "Vallahi sizde bu ahlak, bu dayanışma oldukça Kudüs bize geri gelmeyecektir. Ben ona ağlıyorum." der.