O sarhoş gecelerimde, uykuyla uyanıklık arasında artık gençliğimin çoktan sona erdiğini, bütün Türk erkeklerine olduğu gibi daha otuz beşime basmadan hayatımın artık şekillendiğini, bundan sonra hayatımda büyük bir mutluluk olmayacağını, olamayacağını acıyla düşünürdüm, içimdeki onca aşka veda etme isteğine rağmen, geleceğimin her geçen gün bana daha dar ve karanlık gözükmesinin nedeninin, siyasi cinayetlerden, bitip tükenmez çatışma, pahalılık ve iflas haberlerinden gelen bir yanılsama olduğunu sezer, bazan kendimi teselli ederdim.
Bazan, Füsun sırf bana inat olsun diye karşı görüşü savunuyor gibi gelirdi bana. Mesela -tıpkı bizdeki paşalar gibi-, stadyumun şeref tribününden askeri geçit seyrederken İslamcıların öldürdüğü Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın Çukurcuma Yokuşu ile Boğazkesen Caddesi'nin köşesindeki gazetecinin tıpatıp aynısı olduğuna, bana kalırsa sırf ben öyle söyledim diye Füsun karşı çıkmıştı
Televizyon seyrederken hissettiğim Zaman'ın dışında olma duygusu,sekiz sene Keskinlere ziyaretlerimi ve Füsuna aşkımı mümkün kılan buderin huzur, bir tek haberleri seyrederken bozulurdu. Ülke bir iç.savaşa doğru sürükleniyordu. 1978'de artık bizim mahallede de geceleri bombalar patlıyordu. Tophaneye ve Karaköy tarafına uzanan sokaklar milliyetçilerin, ülkücülerin denetimindeydi ve gazeteler buralardaki kahvelerde pek çok cinayetin planlarının yapıldığını yazardı.
Türk filminde arkadaki Boğaz vapuru; kötü adamın yediği dolmanın konserve kutusu ve başka pek çok şey kafamda o sahneye bakan Füsun'un yandan gördüğüm yüzünün bir ayrıntısı, mesela dudağının kenarı, kalkan kaşları, elini tutuşu, elindeki çatalı farkında olmadan tabağın kenarına bırakışı ya da birden kaşlarını çatışı ve sigarasını sabırsızca ezip söndürüşüyle birleşir, kimi zamanlar bu görüntüler tıpkı sonradan hatırladığımız rüyalar gibi sık sık aklıma takılırdı. Sorular ve resimler halini alan bu hayalleri, Masumiyet Müzesinde sergileyebilmek için ressamlara çok anlattım, ama sorularıma hiçbir zaman tam bir cevap bulamadım. Füsun şu sahnedeniye o kadar duygulanmıştı? Ekrandaki filmi izlerken kendini hikâyeye bu kadar vermesine yol açan şey neydi? Bütün bunları ona sorabilmek isterdim, ama Keskinlerin filmlerden sonra yaptıkları sohbet, filmin kendileri üzerindeki etkisinden çok, onun ahlaki sonuçlarıyla ilgili olurdu.