📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sürekli "şu olsa çok daha mutlu olurdum'' ya da ah, şu çocuğun okul masrafları bitse de daha mutlu bir hayatımız olsa'' diyerek gelecekte bir zamana ertelediğimiz mutluluk, aslında doğduğumuz andan itibaren belirli sınırların dışında pek değişmiyor. Yani mutluluğu aramanıza ya da geleceğe ertelemenize gerek yok, çünkü zaten doğduğunuz andan itibaren "içinizde" :). Eğer fakir bir hayat sürmüyorsanız, parayla büyük oranda değiştirebileceğiniz bir mutluluk da değil bu. Asıl mesele, parayı hayatınızın merkezine koymaktansa, hayatınıza anlam katacak bir amacı bulmak olmalı. Yani, bol para ile hiçbir şey yapmadan yatarak ya da ömür boyu dünyayı gezerek mutlu olmak aslında herkes için pek mümkün değil.
Modern öncesi toplumlarda zenginlik tamamen soylulukla bağlantılı olarak görülüyordu. Yani dedeniz soylu bir ailedense, siz de bunun bir sonucu olarak zengin oluyordunuz. Zenginlik ile başarı, zeka ya da çalışkanlık arasında bir bağ kurulmazdı. Ki aslında bugün de bu durum geçerli, hatta modern öncesi toplumlardan daha da kötüsü, günümüzde zenginlik büyük ölçüde ahlaksızlık ve yalanla ilişkili. En azından modern öncesi toplumlarda işin bu kısmı yoktu, yalan ve ahlaksızlık yerine soydan gelen bir şeydi zenginlik. Ancak bu konuda geriye gitmenin yanı sıra, bugün büyük bir çoğunluk zenginlerin daha zeki ve çalışkan olduğuna inanıyor. Herkes büyük bir yalana inanmış durumda ve herkes bu yalanları söylemeye devam ediyor.
Dikkat ederseniz, bütün büyük başarı hikayelerinde bir zamansal atlama olduğunu da fark edebilirsiniz. Nedense tüm büyük başarıya sahip insanlar, son 10 yılda açtıkları fabrikalardan, son 3 yılda nasıl da büyüdüklerinden bahseder dururlar. Oysa asıl hikaye, tam da o ilk açılan ufak dükkandan fabrikalara sıçrayışı getiren o zamansal atlamanın içinde gizlidir. O zamansal atlamanın ardında genellikle hakkı yenilmiş bir ortak, rüşvetle alınmış ballı bir arsa ya da rakiplerinin önüne geçmeyi sağlayan hukuksuz bir hareket vardır. Büyük başarıya giden merdivenin basamakları, bataklığa gömülen daha az yalancı rakiplerin üzerinden çıkılır. Eğer yeryüzünde gerçekten bir ahlak olsaydı, kimse ultra zengin olamazdı.
Bireyler, kendilerine yapılan yalakalığın tam olarak bir yalakalık olduğunun farkında olsalar bile, bu durumu pozitif algılıyorlar. Üstelik, bu övgülerin yalan olduğunu bilmelerine rağmen, övgüyü yapan kişiye, markaya ya da mağazaya yönelik olumlu duygular geliştirebiliyorlar. Beynimiz, yine bize oyun oynuyor. Rasyonel bir insandan beklenildiği gibi yalakalığın üzerimizdeki etkilerini nötrlemiyor, hatta belli bir süre sonra bu övgülerin gerçekliğine inanacak kadar bile ileri gidebiliyoruz.