Bugün çalıştığınız kurumda, inanılmaz bir iş yükü altında ezildiğinizi ve bundan dolayı departmanınıza yeni birilerinin alınması gerektiğini insan kaynaklarına hiçbir işten atılma korkusu yaşamadan bildirebilecek kadar kurumsal bir yerde çalışma şansına sahip olabilirsiniz. Ama bu kadar düzgün işleyen kurumlarda bile İK'nın yapacağı hamle, sahte bir iş ilanı açmaktan ibaret olacaktır. 1000 işe alım müdürü ile yapılmış olan bir çalışma, yetkililerin %50'sinin, ağır iş yükü altında ezilen çalışanlarına "Bakın size yardımcı olacak birilerini arıyoruz" imajı vermek için işe alım niyetlerinin olmadığı sahte iş ilanları açtıklarını gösteriyor. Düşünün bir de iş yoğunluğunuzdan bahsettiğiniz anda "Ee o zaman istifa et, dışarıda binlerce işsiz var" diyen bir yetkili ile muhatap olduğunuz kurumlarda kim bilir neler dönüyordur.
Bizler, hayatın hileli oyununda çoğunlukla şansın etkisini fark edemeyiz. Daha kötüsü, başarılı olanlar da bunun farkında değildir. Neredeyse herkes başarılarını kendi emeklerine yazar, başarısızlıklarını ise şansa yükler. Oysa hayat böyledir. Farkına varamayız, ancak bize anlatılan hikayenin arka planında her zaman "şans" dediğimiz o güç iş başındadır.
Sonuç olarak hayatımı adadığım şey, liyakatsizlik problemiyle mücadele etmek. Ve bu uğurda sadece doğruları ve gerçekleri söylediğim için inanılmaz tepkiler alıyorum. Hakkımda CİMER'den şikayetler yapılıyor, yetmiyor soruşturmalar açılıyor. İnanılır gibi değil biliyorum ama yaşadıklarım tam olarak bu. Sadece dürüstçe ve doğruları söylediğim için, bu ülkede liyakatsizlik problemi olduğunu beyan ettiğim için, üniversitelerdeki sorunları dile getirdiğim için başıma tüm bunlar geliyor. Ancak kaybedeceğimden emin olduğum bu mücadeleyi de elbette sürdüreceğim sonuçta bu mücadele kendim için değil ülkemizin geleceği için.