Zaten, sadece bedeni değil zihni de katedrale göre şekillenmişti. Ruhu ne haldeydi? Hangi sıkıntıların gerginliğini yaşamış, bu boğucu kılıfın altında, bu vahşi yaşamın ortasında nasıl bir şekle bürünmüştü? İşte bunu tanımlamak güçtü. Quasimodo doğuştan tek gözlü, kambur ve aksaktı. Claude Frollo ona konuşmayı büyük bir zahmet ve sabırla öğretmeyi başarmıştı. Ama zavallı terk edilmiş çocuğu bir başka aksilik daha bekliyordu. Notre-Dame'ın zangocu on dört yaşındayken yeni bir sakatlıkla karşı karşıya kalmış, çanların kulak zarını yırtması üzerine sağır olmuş, böylece doğanın ona dünyaya bağlanması için ardına kadar açık bıtaktığı tek kapı aniden sonsuza kadar kapanmıştı.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Onun kulelerin dış cephelerinde tıpkı sivri bir duvarın üzerindeki kertenkele gibi süründüğünü görmek mümkündü. Bu devasa ikiz kulelerin yükseklikleri, tehdit edici, ürkütücü görüntüleri onda baş dönmesine, paniğe, göz kararmasına neden olmuyordu. Kolayca tırmandığı kulelerin elinin altında uysalca süzüldüğünü görenler onları evcilleştirdiğini düşünebilirlerdi.
Böylece, yavaş yavaş katedralin içinde büyüyen, orada yaşayan, orada uyuyan, neredeyse hiç dışarı çıkmayan, her an gizemli bir baskıya maruz kalan Quasimodo içinde yaşadığı ortama benzemiş, onunla bütünleşmiş gibi görünüyordu. Vücudunun çıkıntılı hatları yapının girintili köşeleriyle uyum içindeydi ve katedralin sakini değil doğal bir parçasıymış gibiydi
Annesiz, babasız bu küçük kardeş, gökten aniden kucağına düşen bu küçük çocuk, onun yeni bir kimliğe bürünmesine neden olmuştu. Dünyada Sorbonne'daki tartışmalardan, Homeros'un mısralarından başka şeyler olduğunu, insanın sevgiye ihtiyaç duyduğunu, şefkatsiz ve aşksız bir yaşamın boş, yaygaracı ve yürek parçalayıcı bir çark düzeni olduğunu fark etti. Ancak yanılsamaların yerini yanılsamaların aldığı bir yaşta olduğu için sadece aralarında kan ve aile bağları olanların birbirlerine sevgi duyabileceklerini, küçük bir kardeşi sevmenin kişinin tüm benliğini doldurabileceğini düşünüyordu.