Yine de onlara yetmiyordu bu kadar ölüm. Sanki sadece ölüm solur, ölümden medet umar, ölüm konuşur olmuşlardı. Kan görmeden geçirdikleri gün, gün değilmiş gibi, korkunç bir isteri içine girmiş olan bu adamlar, bir zamanlar bizim adamızın o güler yüzlü, sakin, sevecen insanları mıydı, yoksa biz yavaş yavaş aklımızı mı kaçırıyorduk?
Yazar, "Kuşların yavrusunu öldürmek medeniyet değildir!" diye haykırdı. "Durup dururken onlara saldırıp yavrularını öldürüp yumurtalarını kırmak esas vahşet!"
Biz insanlar, sınırlarımızı bilmeden kendi aklımızı beğeniyoruz, öğrenmiyoruz, akıllanmıyoruz. Her şeyi anladığımız zaman da genellikle iş işten geçmiş oluyor. O akşam seni nereye kapattıklarını soruşturur ve bulmaya çalışırken içime çöreklenen sıkıntı, uğursuz bir önsezi gibi, bu işin daha da kötüleşecek sonuçlarını sezdiriyordu.