Martin Eden’in bana hissettirdikleri, uğruna savaştıklarımızın anlamsızlığı ve tersine bizi tüketmesi yontup kendi istedikleri biçime sokmaya başaramazlarsa da tüm çabaya aşka inanca rağmen kolaylıkla yüz çevirebilecekleri. Çok güzeldi kitapta konu edilen aşk. Ama tek taraflı çabadan ibaretti her ne kadar Ruth ailesine karşı geliyor gibi görünse de idealize ettiği erkeğe aşıktı o olmadığını olamayacağını anladığı anda da terketti Martin’i bir mektupla üstelik. Hayat Martine güldüğü andan itibaren de geçmişteki hayal kırıklıklarına bakıp kendine yediremedi bu haksızlığı. Evsiz, yurtsuz, aşksız ve amaçsız dolandı durdu bir süre. Verdiği sözlerin tümünü tuttu, ona edilen sözler tutulmasa da. Anlaşılamamaktı Martin vefaydı emekti çabaydı açlıktı uykusuzluktu eğitimdi bilgiydi okumaktı dönüşümdü en çok da kendi gerçekliğini unutmamaktı. Sınıf farklılıkları burjuva çok güzel anlatılmış, Martin de burjuva sınıfındaki insanlara cennettelermiş gibi görüyor onların çok mutlu şanslı olduklarına inanıyordu. Öyle olmadığını anladı. En mutsuz olduğu zamanlar o halkın arasına karıştığı zamanlardı çünkü. En sonunda da dayanamadı hissizleşti ve boğuldu o karanlıklarda.
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135bin okunma
Sonra acı çekme ve boğulma aşaması geldi. Bu acı ölüm değildi, sersemlemiş bilincinde bocalayarak dolaşan düşünceydi. Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, bu insanı boğan his. Hayatın Martin'e vurduğu son darbeydi.
Hayat, hastalıklı bir insanın yorgun gözlerini yakan güçlü bir ışık gibiydi. Uyanık geçirdiği her an, etrafında ve üzerinde çiğ bir öfkeyle parlıyordu. Acıtıyordu. Dayanılmaz bir acı veriyordu.
Gözlerini kapadı ve sekiz saat boyunca rahat, deliksiz bir uyku çekti. Huzursuz değildi. Uyku sırasında ne sağa sola dönüp durdu ne de rüya gördü. Uyku onun için unutmak demekti; uyandığı her sabahı kederle karşılıyordu. Hayat onu kaygılandırıyor, sıkıyor, zaman ise eziyet gibi geliyordu.