Nasıl ki küreklere asılmaktan vazgeçtiğiniz an okyanusta
bir bilinmeze sürüklenmeye başlarsınız, işte tıpkı bunun gibi hayatı iyi ve güzel
yönüyle yaşama çabanızdan caydığınız an, sonsuz bir bilinmezlik ve başıboşluk
kendini gösterir.
Artık akıntı nereye sürüklerse kaderiniz oraya gitmeye mahkûmdur.
Hayır dediğiniz her noktada hayat resminizi sağlam bir çerçevenin içine almış
olursunuz. Hayırlarınız hayat çerçevenizdir. Çerçevesiz bir hayatsa dağılmaya
meyillidir.
Ancak çocukluğundan beri kişisel sınırları tanınmamış, özel
alanına saygı gösterilmemiş, kaybetme ve reddedilme korkularına yenilerek
kendini ortaya koyamamış, sorunlardan kaçınmaya çalışıp her talebi kendine
görev edinmiş, fedakârlığı bedeninin bir refleksine dönüştürmüş hangi birey,
hayır demeyi becerebilir ki? Neyi neden seçip seçmeyeceğine nasıl karar
verebilir? Kendini ne kadar tanıyordur ki ne istediğinden ya da istemediğinden
emin olabilsin?
İstemediğiniz şeylere hayır demeyi öğrendiğinizde kendinizi keşfedersiniz.
İşte o zaman başkalarının istediği kişi değil, tamamen kendiniz olursunuz. Hayır
diyebilmek, sınırlarınızı belirlemenizi sağlar, kimse siz istemediğiniz sürece
hayatınıza müdahale edemez, nerede durmaları gerektiğini bilirler. Çünkü siz
bunu onlara zaten öğretmiş olursunuz. Hayatınızın her alanında daha sağlıklı,
verimli, yaratıcı ve mutlu ilişkiler kurabilmeniz mümkün.
Sadece “Hayır ben çay içmem” demediğiniz için bile olduğunuz halinizi
ortaya koyamayarak, varlık ve benlik sınırlarınızı silikleştirerek bir süre sonra
görünmeze dönüşürsünüz.
Peki, varlık ve benlik sınırlarınız silikleşmeye başladığında iş nereye varır?
Fikirleriniz önemini yitirir, düşüncelerinizi kabul ettirmek için vereceğiniz
mücadele artar, ikna etme beceriniz düşer, güven vermediğiniz düşüncesiyle
kendinizi sorgulamaya başlarsınız, kim olduğunuz hakkında içsel yüzleşmelerle
çatışmak zorunda kalırsınız.
Neyi nasıl tercih edip etmediğiniz hakkında kendinize karşı bile net bir varlık
koyamazsınız ortaya.