Tenzile Demirtaş

Tenzile Demirtaş
@reader_rider
- Ya, ya, tam buldun! diye bağırıyordu Maheu. Papazlar o anlattıklarına kendileri de inanmış olsa, daha az yiyip daha çok çalışarak yukarıda kendilerine daha iyi bir yer tutmaya uğraşırlardı... Yok azizim, yok; bir kez öldün mü, her şey bitti demektir.
Sayfa 174·Kitabı okudu
Reklam
- Papazların anlattığı doğru olsa da, bu dünyada acı çekenler öbür dünyada rahat etse bari, diyordu.
Sayfa 174·Kitabı okudu
Ne demek yani! İşçinin düşünmesine de mi engel olacaklardı? Hayır, hayır! Yakında her şey değişecekti, çünkü işçi artık düşünmeye başlamıştı. Büyükbabanın zamanında kömür işçisi bir mağara adamı gibi ömrünü madende geçiriyor, yeryüzünde olup bitenlere gözünü kulağını kapatıyordu. Onun için de zenginler aralarında anlaşıyor, işçiyi diledikleri gibi alıp satıyor, iliğini kemiğini sömürüyorlardı; işçiyse bunun farkına bile varmıyordu. Ama şimdi artık emekçi de uyanıyor, toprağın derinliklerinde kıpırdayan bir tohum gibi baş veriyordu; bir sabah bir de bakacaklardı ki tarlalardan birinin ortasında bitivermiş: Evet, evet, yerden insan fışkıracak ve bu işçi ordusu hakkı adaleti yerine getirecekti. Devrimden sonra bütün insanların eşit olduğu kabul edilmemiş miydi? Herkes oy verdiğine göre işçi neden işverenin kölesi olsundu? Büyük işletmeler makineleriyle her şeyi, herkesi eziyor, ama bu haksızlığa karşı eski loncaların yaptığı gibi birleşip hak aramak bile mümkün olmuyordu. Hay canına yandığımın! İşte bundan ve daha başka nedenlerden ötürü, bilginin yardımıyla günün birinde her şey allak bullak olacaktı. Bu sözün doğruluğunu anlamak için, işçi mahallesine bakmak yeterliydi: Büyükbabalar elifi görse mertek sanırken, babalar hiç değilse imzasını atabiliyor, oğullarsa birer yazman gibi okuyup yazıyorlardı. Ah, ah! Ya- vaş yavaş bir sürü insan yetişiyor, güneş altında olgunlaşıyordu! Herkes bulunduğu yere ölesiye yapışmaktan vazgeçip, başkasının yerine göz diktiği an, en güçlü olabilmek için neden iş yumruğa dökülmesindi, ha?
Sayfa 173·Kitabı okudu
Eskiden ancak kürek mahkûmlarına gördürülen Tanrı'nın cezası bir işte hayvan gibi çalışıyor, çoğu kez genç yaşında geberip gidiyor, buna karşılık akşamları sofrada et yüzü bile göremiyorlardı. Gerçi aç kalmıyor, iyi kötü bir şeyler yiyorlardı, ama yetmiyordu işte, açlıktan ölmeyecek kadar besleniyor, üstelik gırtlağa dek borca batarak, sanki şu bir lokmayı da alınlarının teriyle kazanmıyorlar, ondan bundan çalıyorlarmış gibi sürekli bir polis korkusu içinde yaşıyorlardı. Pazar günleri eğlenecek yerde, yorgunluktan bitkin bir halde yatıp uyuyorlardı. Biricik eğlenceleri ya gidip fıçı gibi içmek ya da karılarının karnını bir kez daha şişirmekti; bira göbek yapıyor, çocuksa büyüdü mü insanın başına dert oluyordu. Yok azizim, yok, çekilir şey değildi bu yaşam.
Sayfa 172·Kitabı okudu
Maheuler artık yemekten sonra yarım saat daha oturuyorlardı aşağıda. Etienne hep aynı konuyu açıyordu. Bilgisi arttıkça, işçi mahallesindeki bu iç içelikten daha çok rahatsız olmaya başlıyordu. Hayvan mıydılar ki böyle tarlalarda herkesin gözü önünde çiftleşiyor, orasını burasını göstermeden gömlek bile değiştiremeyecek kadar üst üste yaşıyorlardı? Üstelik sağlığa da zararlıydı bu yaşayış, kızlar da, oğlanlar da genç yaşta bozulup gidiyordu.
Sayfa 172·Kitabı okudu
Reklam