O arada soba başında ortasından kesilip leğen haline getirilmiş bir fıçıda yıkanma faslı başlamıştı. En önce yıkanan Catherine fıçıyı ılık suyla doldurmuş, usul usul soyunuyor, başındaki yemeniyi çözüyor, ceketini, pantolonunu ve gömleğini çıkarıyordu, sekiz yaşından beri aynı işi yaptığından ne utanıyor, ne de sıkılıyordu. Yalnız, yıkanırken yüzünü sobaya döndü, kapkara bir arapsabunuyla iyice sabunlandı. Zaten hiçbiri ona bakmıyordu, Henri'yle Lénore bile vücudunu merak etmez olmuşlardı. Arınınca, ıslak gömleğiyle öbür giysilerini öbek halinde orada bırakıp çırılçıplak yukarı çıktı.
Ama sızlanıyorum falan sanmayın! Dünya böyle, her şeyi olduğu gibi kabul etmekten başka çare yoktur; ayrıca bizim gibi zayıf kulların elinden bir şey gelmez ki... En iyisi Tanrı'nın nasip ettiği işte dürüstlükle çalışmaktır, öyle değil mi beyefendi?
—Olmaz! diye bağırdı Maigrat avazı çıktığınca.
Bu sırada karısı çıktı kapıya, bütün gününü bir hesap defteri başında geçiren, gözlerini kaldırıp çevresine bakmaya bile cesaret edemeyen, kara kuru bir kadıncağızdı. Zavallı Maheude'ün yalvaran bakışlarına dayanamayıp hemen içeri kaçtı. Yatağını müşterilerin tumbacı kızlarıyla paylaştığı söylenirdi. Herkes bilirdi ki, kömür işçilerinden biri borcunun ertelenmesini istedi mi, karısını ya da kızını Maigrať'ya göndermesi yetişirdi, güzel ya da çirkin olmaları önemli değildi, yeter ki adamın gönlünü hoş etsinlerdi.