Okul yıllarımda sesiyle ilk karşılaştığım, fotoğrafını ilk gördüğüm, hepsi birer efsane olan opera binalarının sahnelerindeki başarılarının haberlerini hiç atlamadığım günlerden beri hayranı olduğum -hayır, ne yetersiz, ne sıradan bir sözcük bu- içimden hiç çıkmayan, tapınmak demeyeyim, bu da iyi anlatmıyor duygularımı, klişe bir sözcük tapınmak, kendimi onda bulduğum demek istiyorum, evet, kendimi onda bulduğum, insan yaşamının böyle kişilerle anlam kazandığını düşündüğüm Diva buradaydı. Bu benim yaşamımın bir daha tekrarlanmayacak gerçek mucizesiydi.
Büyü müzikte miydi, sözcüklerde mi? Duyguların tazeliğinde, iklimin yabancılığında mı yoksa? Bir daha benzeri yaşanmadı. Sonrakilerin hiçbiri; tenin hazzı, hazzın anlık sarhoşluğu, çılgınlığa varan tutku; hiçbiri, hayır, hiçbiri... Hesapsız, çekincesiz teslimiyet. Bedenin teslimiyeti değildi; beden teslim edilmez, hazzı birlikte tatmak için sevgiliye ulaşmanın aracıdır sadece. Yaşanan olağanüstü duygu seline kaptırmak kendini, sürekli olarak öncesiz ve sonrasız bir anda yaşamak... Ötekilerle hep öncesi ve sonrası vardı. Yaşanan ânın sonsuzluğu hep aklın zamanına yenildi.