Şimdi düşünüyorum da, o çekmecelerin köşelerinde, albümlerin sayfaları arasında, eski sandık sepette aradığım, aslında kendimdi. Bugüne kadar hiç kurcalamadığım kendim.
Dünya kadar fotoğrafım var, sadece Toplayıcı'nın eline geçmiş olanlar bile yeter. Dünya kadar da anım var, gereğinden fazla, karabasanlar yaşatacak kadar çok.
Önce sesim terk etti beni. Haklıydı, ona ihanet etmiştim. Sonra piyano düşman düşman bakmaya başladı kapağını açtığımda. Başına oturmaz oldum, salonun bir köşesindeki varlığını unuttum. İçimdeki ses susunca dünyanın bütün sesleri sustu sanki. Çocukluk kâbuslarım gerçek olmuştu. Sesim ihanetimi cezalandırmış, bütün sesleri de ardından sürükleyerek kaçıp gitmişti; ıssız kalmıştım. Neye boyun eğiyordum, teslim olduğum neydi? Sıradanlaşma mı, kocamın sağladığı konfor mu, Toplayıcı'nın deyişiyle, muhteşem hayat mı, sessizlik zindanımın kilidi olan çocuk mu?