Bu kadar kısa bir kitabı her ne kadar 6 günde bitirmiş olsam da siz bana bakmayın tek nefeste okunabilecek bir kitaptı. Türk edebiyatının isimlerini sık sık duyduğum ve ünlerinden kaynaklı büyük bir beklenti içinde olduğum dünyasına bu klasikle girdim. Dili çok anlaşılabilir ve güzel bir dildi, Türk edebiyatı açısından en kaygılı olduğum konu ağır dilli olması ihtimaliydi ama hiç beklediğim gibi olmadığını bu kitapla anlamış oldum.
Eserde Muhsine adlı genç bir kızın başından geçen bir macerayı okuyoruz. Bu kız başına gelen elim olaylardan sonra bir tanıdığı tarafından hizmetçi olarak bir eve yerleştiriliyor. Daha eve gelirken duyduğu bu evin perili olduğu hikayelerine rağmen kendisine oynanan küçük bir oyunla bu evde kısılı kalıyor. Evde ondan önce de yaşayan Çeşmifelek Kalfa ve aşçı Ruşen Abla ona evin yolunu yordamını öğretiyorlar. Burası bilindiği gibi bir ev değil, burası cinlerin, perilerin cirit attığı bir evdir ve cinlerin arasına bir kere girdiysen artık o cinlerin kurallarına göre oynamak zorundasındır.
Eser içerisinde oldukça güzel bir dil yakalanmıştı, böylece heyecanı tamamen diri tutuyordu öykü. Karakterlerin işlenişi çok güzeldi, özellikle sonunun bizlere vermesi gereken mesaj çok özeldi bence: Her neyden korkuyorsan kork arkasında insan var. Savaşların, cinayetlerin, sınavların, başarısızlığın, kıskançlığın uyandırdığı korkuların temelinde aslında insan ve zarar vermekten geri duramayan doğası yatıyor sanırım.