Okuduğunu anlayabilen nadir kişilere hitap eden bir kitap. Dili günümüz türkçesi gibi basit bir dil kullanmak yerine edebiyatın derinliklerine girilerek yazılmış. İçerik bakımından okumaya alışık olduğum bir polisiye tarzı değildi kesinlikle. İçeriği belirli bir olay örgüsünde kalmak yerine yazarın zengin anlatımıyla aslında okuyucuya kültürel anlamda oldukça katkı sağlayan bir kitap haline gelmiş.
Müzikten resme, heykelden şiir ve romana birçok sanatsal alanda oldukça bilgili bir yazar olduğunu düşünüyorum. Bilgilerini kitabın içerisindeki Tahir İpek karakterine entegre etmiş, okuyucuya da bunu yoğun bir dille aşılamış. Bu yoğun dile rağmen Tahir İpek’in yazdığı yazılar haricinde gelişen olay örgüsünün dili oldukça sade, anlaşılır. Bu da akıcılık sağlıyordu.
Okumayı düşünen varsa, karşısındaki kitabın asla çerezlik değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyebilirim. Anıların ve cümlelerin soyutlaştırılması, doğa, yaşam ve sanatla birleştirilip aslında kelime haznemizi de oldukça geliştirdiğini düşündüğüm yazım dili herkese hitap etmeyebilir. Anlayanın ve kafasını odaklayarak okuyan birinin kesinlikle hayran kalacağını düşünüyorum. Bu da maalesef günümüz insanlarının bir çoğunu kapsamıyor, çoğunluk Türkçe’nin zenginliğini kenara itip, yalınlaşmış durumda. Bundan da kitabın diline yönelik olumsuz eleştiri gelirse de temelinin dilimizin yalınlaşmasına bel bağlanmasından kaynaklıdır diye düşünüyorum.
Tahir İpek’in yazılarını aslında klinik olarak da değerlendirmek gerekiyor. Başta normal biri olarak yazdığı notlar zamanla tanısı da konmuş olduğu şizofreni belirtilerini de yaşadığını gösteriyor. Hastalığın kademe kademe karaktere yedirilmiş olmasına hayran kaldım. Aşkı bu kadar güzel hale getiren ve anlatabilen ancak şizofren hastası olabilirdi diye düşünmedim değil,
Hangi tahta ortak olmuştum, hangi taca uzanmıştı başım, hangi kaftanı taşımıştı omuzlarım da katlime ferman vermiştin ve dilsiz celladım olmuştun sen, söyle bana Ey Sevgili?