Aklın ürünü teknik, kendi peteğini ören ipek böceği gibi batılıyı boğulmaya götüren çerçeveyi örmekte. Madde kafesine hapsedilen ruh, varoluş bunalımının tür tür azaplarıyla kaynamakta.
Vahyin mucizesinin karşısında aklın harikası, bir direniş bendi olarak kullanılamaz. Belli belirsiz buna teşebbüs eden insanlık bir bocalama dönemine giriyor ve böylece tekrar hakikat bunalımına sürükleniyor.
Değişmeyen, geçmeyen, eskimeyen hakikat sistemini bırakıp geçici, aldatıcı olanın peşinden koşmayı yeğledi kimi zamanlar, kimi çağlar insanoğlu. Bu kolayına geldi de ondan. Ruh tembelliğinden. Ruh cimriliği ve pintiliğinden.
Kimi zaman, insan, uzak kaldığını kavrayınca hakikati kovalamak ister. Kimi zaman da ondan kaçmaya çalışır. Bu kez de hakikat insanı kovalayacaktır. Çünkü, o da insan ruhunda bulmakta idrâkini.
Şimdiye kadar hep müslümanları yenme ihtirası içinde gözü dünyayı görmeyen Batı, muradına erince, birdenbire bu kez bütün insanlığın karşısında olduğu gerçeğini görmeğe,fark etmeğe başladı. Daha doğrusu bunu şuuruyla değil, şuuraltıyla sezmeğe başladı.