Klasik bir eser olması, yüzyıllardır konuşulması, aşka dair bir efsane haline gelmesi… Bunların hepsine rağmen, okurken içimde bir şey eksik kaldı. Belki de mesele sadece aşk değil, aşkı yaşayan karakterlerin bize geçirdiği duyguydu. Ve ben şahsen Juliet’e hak versem de, Romeo’ya ısınamadım.
Aşkı büyük yaşayan bir karakter gibi gösterilse de, bana göre Romeo fazlasıyla aceleci, dengesiz ve yüzeysel biri. Daha dün başka birine âşıkken, bugün uğruna öleceği kişiye rastlıyor. Bu ne kadar gerçek, ne kadar derin olabilir? İşte tam da bu yüzden, hikâye büyük olsa da duygusu bende pek yankı bulmadı.
Yine de, Shakespeare’in dili, kurgusu ve dönemin aşk anlayışını yansıtması açısından değerli bir eser. Ama bazen kitap sadece güzel yazılmış olduğu için değil, bize ne hissettirdiğiyle de anlamlı olur. Ve bu sefer, hissettirdiği şey hayranlık değil, sorgulama oldu.