Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan, 9 Ocak 1935 günü, ileride tarih profesörü olacağı Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin açılış dersine hazırlanırken, Atatürk kendisinden bazı cümlelerini not almasını ister. Bir sebeple, o ilk dersin metinlerine giremez bu notlar ama Afet İnan onları birer tarihi belge olarak saklar. Seneler sonra, 1957 yılında, fakültenin kuruluşunu anlattığı bir makale yazar Inan ve orada, Atatürk'ün yer yer el yazısıyla düzeltilmiş o cümlelerini yayımlar: "Tabiatta, bilirsiniz ki, hiçbir şey yok olmaz. Ne bir ses, ne bir söz, ne bir hareket... Olduğu çağ ne kadar eski veya yeni olursa olsun, bütün bu oluşlar, oldukları anda gibi, tabiat içindedir. Bu dalgalanmada, zaman ve mesafe mefhumu yoktur. Bugün dünyanın herhangi bir köşesinde söylenen sözü veya akis yapan hareketi, yine dünyanın herhangi bir köşesinde aynı anda işitmenin, dinlemenin, zaptetmenin mümkün olduğunu görüyoruz. Yarın bizi saran tabiat unsurları içinde, binlerce ve binlerce sene evvel söylenmiş sözleri, olduğu gibi toplayıp tespit etmek imkanına elbette varılacaktır. Tabiatın bugün için esrar dolu sinesine gireceği muhakkak görülen insan zekası, beklenilen hakikatleri ortaya koyacaktır. Yine bu insan zekâsıdır ki, beklediğimiz neticeyi elde etmemiş olmakla beraber, bugünkü araştırıcı zekáları tatmin edecek ve tarihi aydınlatacak yeni metotlar ve ilimler bulmuştur. Atatürk, Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi'nin Evkaf Apartmanı'ndaki ilk binasında. İşte arkeoloji ve antropoloji, o ilimlerin başında gelir. Tarih bu son ilimlerin bulduğu belgelere dayandıkça, temelli olur. Tarihi bu belgelere dayanan milletlerdir ki, kendi aslını bulur ve tanır. İşte bizim tarihimiz, Türk tarihi, bu ilim belgelerine dayanır. Yeter ki bugünün münevver gençliği, bu belgeleri vasıtasız tanısın ve tanıtsın."